KONFEDERASYON RUHUNU YENİDEN HATIRLAMAK

“…Bu durumda başkalarından yardım beklememizin anlamı yoktur.
Sosyal ve siyasi durumu normale dönüştürmek ve
sosyal, ekonomik ve politik birçok sorunu çözmek sadece bize düşmektedir.
Ne var ki eğer birleşemezsek, anlaşıp işbirliği yapamazsak
olası saldırılara karşı kendimizi savunamayız.
Yaşamsal sorunlarımızı çözemez, yapıcı düzenlemelere gidemeyiz,
İşte bunun içindir ki, amaçlarımız doğrultusunda
Kafkasya Halklarının Konfederatif Birliği’ni kuruyoruz…”[1]

 

(Kafkasya Halklarına ve Parlamentolarına Çağrı,
Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu
III. Olağan Kongresi
Sonuç Bildirisinden)

 

 

Kuzey Kafkasya diasporası örgütlü yaşamının aktörleri üye profillerinin niteliği ve etkinlik vizyonlarının sınırlarından dolayı her yıl Mayıs ayının sonlarında ya da Haziran ayının başlarında “sezon” kapanışlarını yapar ve yaz boyunca da “yeni sezon” açılışlarına kadar kendilerini rutin “tatil rehaveti”nin kollarına atarlardı. 2018 yazında bu rutin bozuldu. En azından bazı örgütlenmelerimiz için…

 

Haziran ayı içinde gündemimize giren “Yerli Anadillerin Gönüllü Öğretilmesi Yasa Teklifi”nin öngörülenden daha hızlı bir şekilde Rusya DUMA’sından geçişi ve kabul edilerek yasalaşması, hem Kuzey Kafkasya’daki hem de diasporalardaki örgütlenmelerimizde cılız bir tepki ile karşılandı. Birkaç sivil toplum örgütümüzün kamuoyunu hareketlendirme çabası suya çizilmiş resimler gibi ilk farklı gündem ile silinip gitti. Özellikle sanal iletişim ortamlarında sürdürülen tartışmaların sahaya yansıması son derece etkisizdi ve yine hayal kırıklığı ile sonlandı. Hâlbuki bize büyük fırsatlar sunuyordu sömürgeci yönetimin bu asimilasyoncu, şoven kararı. Yine hazırlıksız, plansız, rotasız ve vizyonsuz yakalandık gelişmelere…

 

Eylül ayının sonları ise bu ataletsizliğimizin üzerine büyük bir şok dalgası eklendi. Yeniden keşfedilen “Kanjal Zaferi”nin yıldönümünde yapılan yasal bir atlı yürüyüş organizasyonuydu bizi yeni bir hareketliliğe sokan.  Atlı yürüyüşün sonlanması sırasında etkinliğe katılanların ve bazı Balkar köylülerinin Kendelen köyünün çıkışında merkezi ve yerel Rus yönetimi güvenlik birimlerince provoke edilmesi ve bölgedeki iki kadim ve kardeş halkın (Adigeler ve Balkarların) arasına nifak sokulmaya çalışılması, bizi bir kez daha acı gerçeklerimizle yüzleştirdi. İçimizdeki ilkel, etnik egolu canavarları gün yüzüne çıkardı… Camialarımızın ortak iletişim kanalı olma özelliğini kazanan sanal ortamın çeşitli platformlarında  ilkesiz,  düzeysiz, provakatif, yüz kızartıcı tartışmalar günlerce sürdü. Bu akıldışı süreç, bir turnosol kâğıdı gibi birçok kişi,  grup ve kurumun tüm asli renklerini ortaya çıkardı ve maskeli baloyu sona erdirdi…

 

Kanjal Zaferi”ni ve “Kendelen” güzergâhını provoke eden sömürgeci güç, bir taş ile birkaç kuşu birden vurma çabasını ve maharetini bir kez daha gösterdi. Hedef sadece Adige ve Balkar halkları arasına nifak sokma gayreti de değildi. Güvenlik güçlerinin Çeçen/Oset ağırlıklı etnik bileşeni bile yeni fitnelerin habercisiydi. Bir diğer fitne ise Kırım Tatarları ve Balkarlar üzerinden tüm Turani halklarla Adigeler arasında müstakbel müttefikliklerin önünün kesilme uğraşlarıydı…

 

Adige ve Balkar halkları arasında geri dönülemez krizler çıkarmaya yönelik provokasyonların ateşi, itidal ve sağduyunun galebe çalması ile şimdilik önlendi ama fitne kazanı kaynamaya devam ediyor. Artık gündemimize daha sık girmeye başlayan “tropik fırtınalar” gibi fitne kasırgası da yön değiştirdi. Ekim ayı başında geçmişteki Stalinist politikalar ile oluşan Çeçen-İnguş ve Çeçen-Dağıstan sınırlarındaki ihtilaflar gerekçe gösterilerek kardeş kavgasını ateşleyecek yeni fitneler ekilmek isteniyor.

 

Sömürgeci güç, çabalarında kısmen başarılı olsa da Kuzey Kafkasya halklarının birliği ve kardeşliği cephesi oldukça dayanıklı bir kolektif hafızaya sahiptir. Gerek bölgeden gelen haberler, gerekse diasporalardan çıkan itidal, birlik ve kardeşlik temalı mesajlar ve karşı çabalar gelecek için umutlu olmamızı sağlıyor.

 

Ama bu süreç şapkamızı önümüze koyup genel bir özeleştiri de yapmamızı, sosyo-ekonomik ve politik yaşamımızın zayıf noktalarını tespit edip tahkim etmemizi de gerekli kılıyor. Bunu yaparken özellikle yakın sosyo-politik tarihimizin örgütsel deneyimlerini de masaya yatırmalıyız. Onlar kendi devirlerinin, yaşanan inişli çıkışlı süreçlerin boy aynası gibidirler.  Bu deneyimlerin en göze çarpan güzel örneği de 1990’lı yılların başındaki dinamik örgütlenme, Kafkas Halkları Konfederasyonu’dur[2].

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu kurulduğu günden itibaren, çözülmekte olan “Sovyet-Rus İmparatorluğu”nun enkazından yeniden filizlenme emareleri gösteren özgürlük, egemenlik ve bağımsızlık yanlısı milli hareketlere hamilik yapmıştı.

 

Geleceklerini kurgulamak için hareketlenen dönemin milli örgütlerinin önünde, Stalinist “milliyetler politikası”nın onlarca yıl mayaladığı etnik ve şoven milliyetçi arzular,  sistemli sürgün ve iskan politikalarının sonucu ortaya çıkartılan haksız toprak dağılımları, devasa mayınlı bölgeler olarak duruyordu. Kafkas Halkları Konfederasyonu ilk başkanı Musa Şenibe haklı olarak “mayınlı bölgeler”in sorumluluğunu SSCB ve RSFSC liderliklerine yüklemiş ve bu konudaki görüşlerini; “yüzyıllardır biriken anlaşmazlıkları, adaletsizlikleri, dargınlıkları, yanılgıları, yerel yöneticilerin korku, rüşvet ve hâkimiyetini korumak uğruna kendi halkının çıkar­larına açıkça ihanet etmek gibi zayıflıklarını kullanarak, bütün Kafkasya’da kendi isteklerine göre bölgenin her­hangi bir noktasında patlamaya hazır, tehlikeli bir ulus­lararası ortam yaratmayı başardılar” şeklinde açıklamıştı.[3]

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun kurucu kişilikleri, içlerinden çıktıkları bu toplumların örselenmiş sosyo-politik atmosferini ve fay hatlarını gayet iyi bildikleri için örgütün tüzüğünün 1. maddesinde tüm olası sorunların çözümü için hedeflerini şu şekilde belirlemişlerdi:

 

“Halklar arasında, dostluk ilişkilerinin güçlendirilmesine ve milletlerarası eşitlik prensibine dayalı beynelmilelliğin teminine katkıda bulunmak, ezilen toplumların ve bireylerin hukuki haklarını savunmak, …  toplumlar arasında ortaya çıkabilecek sorunları, fikir ayrılıklarını giderme çarelerini araştırmak ve çözümlemek, yaşamda karşılaşılan önemli sosyo-ekonomik ve kültürel problemlerin hallinde halkın katılımını sağlamak, Kafkasya Dağlılarının ortak hedefler doğrultusunda ortak çalışmalarını, uzlaşmalarını ve bunların benimsenmesini gerçekleştirmek.”

 

Kafkas halkları arasında olması muhtemel anlaşmazlıkları barış, diyalog ve “Kafkasya’da hala etkisini yitirmemiş bulunan binlerce yıllık halk diplomasisi” yoluyla çözülebileceğine inanan Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun bu yöndeki ilk politik başarısı, Akua(Sohum)’da 15-16 Temmuz 1989 tarihinde Gürcistan yönetiminin kışkırtması ile başlayan olayların ve silahlı çatışmaların tırmanmasını engellemesiydi. 26 Ağustos 1989 tarihinde Akua(Sohum)'da yapılan toplantı kısa sürede sonuç vermiş ve Gürcistan’ın Abhazya’ya saldırıları durdurulmuştu.[4] KHK, Gürcistan’ın Abhazya’ya olan baskılarının devam etmesi üzerine durumu protesto etmek için 1 Ekim 1989 tarihinde Kabardey-Balkar Ö.S.S.C.’nin başkenti Psıguven(Nalçik)’de de bir miting düzenlemişti. Bu mitingde de Abhaz ve Gürcü halklarına tekrar sükûnet çağrısında bulunulmuştu.[5] Örgütün Abhaz ve Gürcü halklarına yönelik her iki çağrısı da, iki halka eşit mesafede yaklaşan, sükûnet ve itidal çağrısı idi. KHK, Abhaz ve Gürcü halklarına yaptığı çağrıların haricinde, tarafları bir masa etrafında toplamayı da başarmıştı. 4 Kasım 1989 tarihinde Psıguven(Nalçik)’de düzenlenen toplantıya Abhaz Halk Forumu (Aydgılara) ve Gürcistan Halk Cephesi davet edilmiş, Gürcü tarafı olumsuz tavırlarını yine sürdürmüştü.[6] KHK’nın çözüm çabaları Rusya destekli Gürcistan birliklerinin 14 Ağustos 1992’de Abhazya’ya saldırması üzerine kesilmiş ve örgüt tarafsızlığını bırakarak tüm politik ve askeri gücü ile Abhazya’yı desteklemişti.

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu 1991-1992 yılları içinde Gürcistan’ın Güney Osetya’ya karşı artarak devam eden politik baskılarına ve askeri saldırılarına[7] karşı da Gürcistan tarafını öncelikle itidale davet etmiş, iki halkın arasındaki sorunları barış ve diyalog yöntemi ile çözülmesine çalışmış ama sonuç alamayınca mağdur ve haklı olan Güney Osetya halkının yanında yer almıştı. KHK’nın 30-31 Mart 1991'de Akua (Sohum)'da düzenlediği toplantı sonucunda uluslararası camiadan destek alma amacıyla başta BM Genel Sekreteri olmak üzere ABD ve Fransa Devlet Başkanları, İngiltere Başbakanı, Almanya Başkanı, dünya halkları ve parlamentolarına bir açık mektup gönderilmişti.[8] Örgütün 21-22 Mayıs 1992 tarihinde Terekkala (Vladikavkaz)’da yaptığı birleşik oturumunda da Güney Osetya’da­ki Gürcü saldırıları hakkında durum değerlendirilmesi yapılmış ve KHK acil, kararlı ve radikal tedbirler almak zorunda kalmıştı. Konfederasyon, Gürcistan ve Rusya yönetimine ve halklarına, dünya kamuoyuna çağrıda bulunmuş ve çağrıda; “eğer Gürcistan Devlet Konseyi, Güney Osetya halkını katletmeyi on gün içinde sona erdirmezse, Kafkasya Halkları Konfederasyonu, elindeki bütün imkânlarla Güney Osetya’ya yardım edeceği” konusunda uyarmıştı.[9] Örgüt blöf yapmadığını on günlük sürenin bitiminde Abhazya’da bulunan gönüllü askeri birliğini (Konfederasyon Barış Gücü)[10] Terekkala (Vladikavkaz)’ya konuşlandırarak göstermiş ve Gürcü saldırılarını durdurmuştu. [11]

 

İnguş ve Kuzey Oset halklarının Prigorodni rayonu ve Terekkala(Vladikavkaz) kenti ve çevreleri üzerindeki hak iddiaları, 1991 yılı başından itibaren her iki halkında silahlanma yarışına girmesine sebep olmuştu. İnguşların Nazran’da yüzbin kişinin katıldığı bir protesto mitingi yapması ve bölgede silahlı çatışma ihtimalinin her geçen gün daha da artması üzerine, Kafkas Halkları Konfederasyonu öncelikle İnguş ve Oset halklarının temsilcileriyle görüşerek 1991 Mart ayı sonunda heyetleri Psıguven(Nalçik)'de görüşme masasında buluşturmuştu. Oldukça zorlu geçen görüşmeler uzlaştırıcı bir kararla sonuçlanmış ve “taraflar, Osetya’nın İnguşya’ya Prigorodni rayonunu geri vermesi ve İnguşya’nın da Vladikavkaz şehrinin bir kısmı üzerindeki iddialarından vazgeçmesi konusunda” anlaşmışlardı. KHK bir hafta sonra her iki halkın uzman heyetlerini Terekkala(Vladikavkaz)’da yeniden bir araya getirmişti. Ama Oset heyeti bir hafta önceki “Nalçik Kafkasya’nın Cenevresi olsun” şeklindeki sevinç sözlerine rağmen alınan tüm kararların altından imzasını geri çekmişti. KHK Başkanı Musa Şenibe, Oset tarafındaki bu yüzseksen derece değişikliğin “Moskova’dan verilen komutla” gerçekleştiğini ifade eder.[12] Ama bu olumsuz sonuç örgütü yıldırmamış, tarafları karşılıklı görüşmeler ile tekrar ikna etmiş, 15 Aralık 1991'de Psıguven(Nalçik)'de yapılan toplantıda Konfederasyon ulusal sorunların kuvvet yoluyla çözülmesine moratoryom koymuş İnguş ve Oset halk temsilcileri de bu karara uymuşlardı.[13]

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun “barış, diyalog ve kardeşlik” yönündeki bir diğer somut politik başarısı, Dağıstan’da Çeçen Auholarla, hem Laklar hem de Avarlar arasındaki gergin ilişkileri yumuşatması ve problemlerin Dağıstan makamlarınca çözüm yoluna sokulması idi. Musa Şenibe bu kritik süreci şu şekilde açıklar: Çeçenlerin sürgünü sırasında Avarların ve Lakların yerleştirildiği topraklarının geri verilmesini talep eden Auholar, Leninaul köyü yakınındaki binlerce çadırdan oluşan kenti bombaladılar. Avar ve Lak toplum­ları da aynı şekilde tehdide sert tepki gösterdi. Kafkas Dağlı Halklar Birliği, ‘kardeş halkın tarafına ilk ateş açan Kafkas halkları tarafından lanetlenecek’ mesajıyla bu halkların arasına girdi. Hiç kimse bu uğursuz atışı yap­madı. Çadırkent, Dağıstan makamlarının problemin acil çözümünü kabul etmelerinden sonra kaldırıldı. Kafkas gelenekleri yeniden canlandırılıyordu.[14] KHK, 1991 yılı içinde Avarlarla Kumukların arasındaki artan gerginliğin ortadan kaldırılması için de çaba göstermiş ve son tedbir olarak da 17-18 Ocak’ta Şamilkala (Mahaçkala)’da yaptığı olağan toplantısında kritik gerginliğin savaşa dönüşmesini önlemek için bir barış gücü oluşturma kararı da almıştı.[15]

 

Konfederasyon, diğer kriz noktalarına kıyasla daha küçük ölçekli problemler olarak filizlenen Adige-Abaza-Karaçay-Balkar gerginliklerini de daha büyümeden bastırmayı başarmıştı. Örgüt, bunun yanısıra Kuzey Kafkasya bölgesinde yaşayan Rus nüfusla ve Kazaklarla da uzlaşmadan yana olduğunu defalarca belirtmiş ve 3. Kongresinde, Rus ve Kazakların bölgeden kaçmasına yol açabilecek uygulamalara ve politikalara karşı olduklarını kesin bir dille açıklamışlardı.[16]

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu, 1989 ve 1992 yılları içinde Kuzey Kafkas halklarının toplumsal örgütleri üzerinde otorite sağlayarak Dağıstan’da, Abhazya’da, Çeçen-İnguş’ta, Karaçay-Çerkes’te, Şapsığya’da ortaya çıkan gerginlikleri ve ilk çatışma risklerini kontrol altına almayı başarmış ve bir paratoner gibi çalışmıştı. Ama KHK’nın ömrü, ne yazık ki uzun soluklu olamadı. Örgüt, 1993-1994 yıllarında sıcak çatışmaya dönen Abhazya-Gürcistan ve Çeçenya-Rusya krizlerinde gücünün üstünde sarf ettiği enerji, kadro kaybı, iç çelişkiler[17] ve “Derin Rusya” müdahaleleri yüzünden, birlik ve dayanışma çabalarını sürdüremeyecek bir pozisyona itilmiş, pasivize edilmiş ve 1996 yılından itibaren Kuzey Kafkasya’nın sosyo-politik sahnesinden tamamen çekilmişti.[18]

 

Kafkas Halkları Konfederasyonu’nun çözmek için uğraştığı ve kısmen de başarılı olduğu tüm etnik problemler ve krizler[19] yirmibeş yıllık bir donma sürecinden sonra bugün tekrar aktif olma eğilimindedir. Bölgeyi “Böl ve Yönet” klişesi ile denetim altında tutmayı büyük bir ustalıkla beceren ve tüm krizleri kendi emperyal çıkarları için yönlendiren Moskova’nın ve bu krizlerden nemalanmak isteyen küresel ve bölgesel diğer aktörlerin, yeni güç gösterisi alanlarından birisinin yine bizim talihsiz coğrafyamız olacağına dair derin bir endişe taşıyorum.

 

Ufkumuzdaki karabulutları dağıtmanın anahtarı da yine bizim elimizde. Kuzey Kafkasya’nın ve diasporalarının yetim coğrafyamızda sürekli tekrarlanan fitne ve fesat çemberlerini yıkmaları için gerekli kolektif hafızaya sahip olduğuna inanıyorum. Halklarımızın kadim bilgeliğinin birlik, kardeşlik ve dayanışma için yeni bir örgütlenmeye ebelik yapmasını umut ediyorum. “Konfederasyon” ruhunu yeniden canlandırabilecek bu örgütlenme; sömürge yaşamının zihniyet dünyamıza, entelektüel yaşamımıza,  politik bilincimize ve pratiklerimize yaptığı tüm tahribatları onaracak, Zümrüd-ü Anka kuşu gibi yeniden var olmamızı, özgürleşmemizi sağlayacak yeni bir dünyanın kapısını açması en büyük dileğim.

 

(*) Mızağe Dergisinin 4. sayısında yayınlanan bu makale küçük eklemeler ve düzenlemeler yapılarak buraya aktarılmıştır. 

Duğ Orhan DOĞBAY
08 Ekim 2018 / Samsun

 

[1] Severnıy Kavkaz (Kuzey Kafkasya), No: 41 (44), Kasım 1991, (Türkçesi: Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 7, s:1, 1992, Samsun.

[2] Kafkas Dağlı Halkları Birliği (KDHB), Kafkas Dağlı Halkları Konfederasyonu (KDHK), Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK), 1989 Ağustos’undan itibaren 3-4 yıl boyunca Kafkasya’da, “Sovyet-Rus İmparatorluğu”nda ve Kafkas diasporalarında büyük ölçüde tanınan, yoğun bir ilgi görerek tartışılan ve yirmi kadar siyasal hareketi bünyesinde toplamış olan en önemli sosyo-politik örgütlenme idi. Kafkas Halkları Konfederasyonu, SSCB’nin dağılma sürecinde Kuzey Kafkasya bölgesinde, “imparatorluk” merkezinin otoritesini kısmen kaybettiği 1990’lı yılların başında oldukça etkili bir alternatif otorite merkezi olmuştu. Rusya liderliğinin bölgedeki gücünü 1993-1994 yılından itibaren yeniden toparlamaya başlamasına paralel olarak KHK, sosyo-politik nüfuzunu çeşitli iç ve dış etkenlere bağlı olarak sürdürememiş ve birkaç yıl sonra da tamamen dağılmıştır.

[3] Şenibe Musa Y., Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Çev: Nartan Elbruz, İstanbul, Nart Yayıncılık, 1997, s: 19.

[4] Örgüt, Gürcistan’ın kışkırtıcı politikalarını ve saldırılarını protesto etmek amacıyla 26 Ağustos 1989 tarihinde 100.000 kişinin katılımı ile (Abhaz, Adige, Çeçen, İnguş v.s. halklarının temsilcileri) bir yürüyüş düzenlemiş, Abhaz ve Gürcü halklarına ve Sovyetler Birliği Yüksek Şurası'na çağrı da bulunmuştu.  Kuzey Kafkasya Dergisi, sayı:76-77-78,  s: 11-12-13-14, İstanbul 1990. 

[5] Milletler Arasındaki Meselelerin Kalkması İçin Yapılan Mitinge Katılanlardan Abhaz ve Gürcü Halklarına Çağrı, Kuzey Kafkasya Dergisi, sayı:76-77-78,  s: 13-14, İstanbul 1990.

[6] Toplantıda, Gürcistan Halk Cephesi yöneticileri “Abhaz sorununun tüm yönleri ile ilgili diyalog yürütmek istemediklerini” beyan ettiler. Buna karşılık KDHB temsilcileri de Abhaz ve Gürcü yetkililerine “Abhaz halkının bağımsızlık mücadelesinde yalnız olmadığı ve gerekli görüldüğünde her türlü desteği alacağını bildirdi.” Gürcü heyeti bu tavrı “protesto ederek toplantıyı terk etti.” “Aydgılara”, No:2, 26 Kasım 1989. Sımsım Selçuk, Abazaların Politik Tarihi (1770-1993), İstanbul, Apra Yayıncılık, 2016, s: 390. - V. Çirikba. 1921-1991 yılının başında Sovyet Abhazya/Abhazlar. M., 2007, s:98. Sımsım Selçuk, Abazaların Politik Tarihi (1770-1993), İstanbul, Apra Yayıncılık, 2016, s: 390.

[7] Güney Osetya’da Gürcistan yönetimince örgütlenen milislerinin 6 Ocak 1991’de başlayan ve 1991 yılının sonlarında giderek artan saldırı ve katliamlarında 200’ün üzerinde kişi ölmüş, 150 kişi de kaybolmuştu.

[8] Mektup şu talepleri içermekteydi: “Gürcistan Cumhuriyeti'nin Güney Osetya ve Abhazya halklarına karşı imparatorluk politikasının kınanması; Güney Osetya sınırlarının işgali ve halkına soykırıma son vermedikçe Gürcistan Cumhuriyeti'ne ekonomik ve kültürel yardımın sağlanmaması; BM Genel Kurul oturumunun gündemine Kafkasya'daki durumlar konusunun dahil edilmesi; Genel Kafkasya kolektif güvenlik sisteminin kurulmasına desteğin verilmesi; Kafkasya dağlı halklarının tarihi vatanına geri dönmesine, destek verilmesi.” “Aydgılara”, No:4, Nisan 1991. Sımsım Selçuk, Abazaların Politik Tarihi (1770-1993), İstanbul, Apra Yayıncılık, 2016, s: 394.

[9] Şenibe Musa Y., Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Çev: Nartan Elbruz, İstanbul, Nart Yayıncılık, 1997, s: 49-50..

[10] Konfederasyon Barış Gücü, örgütün 1-2 Kasım 1991’de Akua(Sohum) düzenlediği tarihi 3. Kongresinde alınan karar ile kurulmuştu.

[11] Şenibe Musa Y., Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Çev: Nartan Elbruz, İstanbul, Nart Yayıncılık, 1997, s: 51-52.

[12] Şenibe Musa Y., Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Çev: Nartan Elbruz, İstanbul, Nart Yayıncılık, 1997, s: 37.

[13] Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Parlamentosu’nun 4. Toplantısı,  Marje Dergisi, Sayı: 3,  s: 25, Temmuz 1992, Ankara.

[14] Şenibe Musa Y., Kafkasya’da Birliğin Zaferi, Çev: Nartan Elbruz, İstanbul, Nart Yayıncılık, 1997, s: 36.

[15] Kafkasya Dağlı Halklar Konfederasyonu Parlamentosu’nun 4. Toplantısı,  Marje Dergisi, Sayı: 3,  s: 25, Temmuz 1992, Ankara.

[16] “Dağlıların Yüzyıllar Boyu Arzu Ettikleri Birliği Gerçekleştiriyoruz.” Musa Şenibe İle Röportaj, Zarema KHADARTSEVA, Severnıy Kavkaz (Kuzey Kafkasya), No: 41 (44), Kasım 1991, (Türkçesi: Kafkasya Gerçeği Dergisi, Sayı: 7, s: 4, 1992, Samsun.

[17] Örgüt oldukça kritik genç kadrolarını özellikle Abhazya-Gürcistan savaşında şehit vermiştir. Örneğin; Miyeguape (Maykop) Adige Khase üyesi, KHK Başkan yardımcılarından Huade Adam, Nalçik Adige Khase’sinin önemli üyelerinden Navurjan İbrahim bu kayıplardan sadece ikisidir. Ayrıca KHK’yı kuran ana omurganın (Adige Khase, Aydgılara ve Bart örgütlenmeleri) -örgütün kuruluşundan itibaren varolan ama ötelenen- farklı gelecek tasavvurları, Abhazya-Gürcistan savaşı sürecinde ve savaş sonrasında gelişen ve dayatılan konjüktürel yeni dengelerin baskısı ile daha da görünür hale gelmiş, bu çelişkiler örgütün enerjisini sönümlemiş ve “Derin Rusya” kaynaklı müdahalelere açık hale getirmişti.

[18] Musa Şenibe, kendisi ile yapılan bir söyleşide, KHK’nın son başkanı Yusuf Soslanbek'in 26 Temmuz 2000'de Moskova’da öldürülmesini kastederek örgütün sona ermesini bu tarihe kadar taşımış, “KHK 2000 yılında fiilen ve hukuken tarih olmuştur" demişti. Yure Şenibe, "Konfederasyon adına yapılan açıklamalar uydurmadır", Ajans Kafkas, 15.10.2004 - 20:32:54.

[19] KHK’nın birkaç sene öteleyebildiği ama engelleyemediği kriz Gürcistan’ın Abhazya ile girdiği sıcak savaştır. Rusya ve Gürcistan liderlerinin Dagomıs mutabakatı çerçevesinde uygulamaya sokulan bu kirli savaş Abhazya’nın ve KHK’nın destansı direnişi ile bertaraf edilmişti.

© KKC 100. Yıl