RUSYA ve “KAMU DİPLOMASİSİ” MATRUŞKASI / RODİNA’DAN DÇB’YE

Rusya ve Kamu Diplomasisi Matruşkası

 

Düşmanını tanımayan, savaşta yenilir.

Hem kendisini hem düşmanını tanımayan, savaşta yenildiği gibi savaştan sonra da toparlanamaz.

Düşmanını tanımayıp kendisini tanıyan, savaştan sonra başarıya ulaşabilir.

Hem kendisini hem düşmanını tanıyan gücün ise, yenik düşme ihtimali yok gibidir.

Kendisini tanımayıp düşmanını iyi tanıyan gücün, savaşta yenik düşme ihtimali çok yüksektir.[1]

Prof. Dr. Nevzat Tarhan

 

Kamu diplomasisi, bir ülke hükümetinin başka bir ülkenin vatandaşlarını ve aydınlarını kendi politik ve ideolojik düşünceleri doğrultusunda etkilemeye çalışmasını anlatan bir süreçtir.[2] ““Uluslararası ilişkilerin geleneksel diplomasi dışında kalan kısımlarını kapsayan” bu kavram hakkında örneğin; “İlk kamu diplomasisi çalışmalarının on yedinci yüzyıla kadar uzandığı”, “kamu diplomasisi kavramını ilk kullanan kişinin 1965 yılında Tufts Üniversitesi'nden Edmund Gullion olduğu” gibi detay bilgilere özellikle sanal ortamın bulanık bilgi havuzunun yazılı ve görsel materyallerinden rahatlıkla ulaşabiliriz.

Kamu diplomasisinin içeriğini “algı yönetimi”nden “psikolojik harekat”a kadar bir sürü alt kavram oluşturmaktadır. Bu alt kavramlar ile hedeflenen topluluklara çeşitli kanallarla doğru/yanlış veya yönlendirilmiş bilgi enjekte edilerek hedef kitlelerin imkân ve enerjisinin kendi hedefleri doğrultusunda kullanılmasına çalışılmıştır. 19. yüzyılda parlamentolar, 20. yüzyılda hedef kitleler, 21. yüzyılda ise tüm kamuoyları üzerinde etkili olmaya çalışan kamu diplomasileri çalışmalarında maalesef sınırları kesin belirlenmiş kurallar bulunmamaktadır.[3]

 

Kamu diplomasisinin uluslar arası ilişkilerde bu kadar ön plana çıkmasında ve sistemli bir şekilde kullanılmaya başlanmasında “Soğuk Savaş” döneminin ve sonrasının politik ve ideolojik mücadelelerinin büyük etkisi bulunmaktadır. Bizi bu makaleyi yazmaya zorlayan (ve benzer makaleleri yazdıracak) etken de bu dönemin Kuzey Kafkas diasporalarının zihinsel arka planlarına bıraktığı ve etkileri hala süren derin tahribatlardır.

 

Konjonktürel şartlar uygun olduğu müddetçe diasporaları olan bir halk her zaman uluslar arası ilişkilerin öznesi durumundadır. Topraklarından koparılışının üzerinden bir buçuk asır geçmiş olmasına rağmen anavatanlarıyla bağlarını sürdüren ve var olma adına gelecek tasavvurunda bulunan Kuzey Kafkas diasporaları da anavatanlarını işgal altında tutan Rus yönetimlerinin ve bu coğrafyayı kullanarak tüm bölgeyi etkisi altına almaya çalışan tüm küresel ve bölgesel güçlerin daima ilgi odağı olmuştur.

 

Makalemizde “Soğuk Savaş” dönemi ile iyice somutlaşan Kuzey Kafkas diasporaları-“Sovyet Rusya (SSCB)[4] Kamu Diplomasisi” etkileşimine odaklanacağız.[5] Bu konuda en büyük yardımcımız dönemin süreli yayınları, genel maksatlı yazılı kaynaklar ve örgütlü yaşamımızdan tecrübe ettiğimiz tanıklıklarımızdır.

 

Sovyet Rusya’nın “Soğuk Savaş” dönemi “Kamu Diplomasisi”ni karakterize eden en önemli unsurlar; totaliter rejimin kuruluşundan itibaren oluşan korkuları, paranoyaları ve Çarlık mirasından devraldığı emperyal güdüleridir. Sovyet Rusya, yaşamı boyunca “Milliyetler Meselesi”nin katalizör olduğu bir korku ve paranoya atmosferini kontrol atında tutabilmek için meşhur “demirperde”nin çekilmesine sebep olan bir “izolasyon politikası” uygulamıştır.

 

Dünya Savaşı yıllarına kadar emperyal dış politika önceliklerinden çok Sovyet rejiminin yerleştirilmesi ve coğrafyanın stabilize edilmesiyle meşgul olan Sovyet Rusya liderliği, savaşın küresel ölçekte yayılması ve kendi topraklarına da bulaşmasıyla tüm önceliklerini yeniden gözden geçirmek zorunda kalmıştır. Çünkü II. Dünya Savaşı yeni bir dünyanın habercisiydi. 1942 yılı başlarında Nazi Almanyası’nın Sovyet Rusya içlerine kadar ilerlemesi ve işgalini sürdürürken de Sovyet İmparatorluğunun sömürgesi altında bulunan halklarıyla ilgilenmesi, Moskova yönetiminin “Milliyetler Politikası”nda oldukça riskli, radikal bir değişime sebep olmuş ve Kremlin keskin bir politika değişikliği ile karşı atağa geçmişti. Patrik von zur Mühlen, Sovyet Rusya lideri Stalin’in bu süreçteki tavrını; “harpten önce tahayyülü bile mümkün olmayan bir çareye başvurdu ve genel bir Sovyet vatanseverliğine dönüştürmek için Sovyet Doğu halklarının milliyetçiliğini alevlendirmeye çalıştı” diyerek açıklar.[6] Stalin, Hitler’in yaptığı gibi Sovyet Rusya sınırları içinde yaşayan sömürge halklarının diasporalarının da mutlaka etki altına alınmasının stratejik öneminin farkında idi ve gerekeni de bir “Özel Komisyon” aracılığıyla gerçekleştirmiştir. “Özel Komisyon” II. Dünya Savaşı boyunca, “Sovyet Doğu Halkları”nın ve diasporalarının milliyetçi politik bilincini, ulusal hedeflerini ve diasporaların anavatan (Rodina) özlemini; ikiyüzlü “Anavatana Dönüş” çağrılarıyla süslediği “Ulusal Hareketleri Sovyetleştirme (Ruslaştırma) Projesi” ile devşirmeye çabalamıştır.[7]

 

Sovyet Rusya “Kamu Diplomasisi”nin Kuzey Kafkas diasporalarının örgütlü yaşamına bıraktığı izleri kısıtlı süreli yayınlarımızın sayesinde izleme şansına sahibiz. Sovyet Rusya “Kamu Diplomasisi”nin, 1960’lı yıllardan itibaren başlayan, 1970’li ve 1980’li yıllarda yoğunlaşan temas trafiği sayesinde hem örgütlü yapılarımıza hem de diasporanın entelektüel yaşamına ustaca ve sinsice müdahale ettiğini ve bu amaçla da sivil görünümlü Rodina kurumunu kullandığını düşünüyorum. Kökleri II. Dünya Savaşı’nın “Özel Komisyonu”na kadar uzanması muhtemel Rodina kurumuna, kadro yapısı ve görev alanlarının, KGB’nin Beşinci Genel Müdürlüğün 7. ve 8. direktörlüğünün görev alanlarıyla tamamen örtüşmesi nedeniyle, ilgili direktörlüklerin sivil görünümlü paravan kuruluşu diyebiliriz. Çünkü 7. direktörlük, “SSCB dışında akrabaları olanları ve bu akrabalarını SSCB içinde görmeye gelenleri” izlerken, 8. direktörlük de “dışarıdaki Sovyet muhacir guruplarını nötralize etmek” ile görevlidir. [8]

 

Kuzey Kafkas diasporalarında 1960’lı yıllardan itibaren aktif faaliyette bulunan Rodina’yı kurumsal bir kimlik olarak tanımlayan ilk yazılı kayıta 1978 yılında rastlıyoruz. Rodina, örgütlü yapılarımızın süreli yayınlarından olan “Nartların Sesi” haber bülteninde ilk defa şu şekilde okuyucularına tanıtılmaktadır: “Sovyetler Birliği’nde yaşayan tüm halkları kapsayan, başka ülkelerde (muhacerette) yaşayan soydaşlarımızla kültürel ilişkiler kurma kurumu (Anayurt Derneği).” Bu tanıtımı kaleme alan kaynağın kurumu ustaca ve profesyonelce karartması (veya bilgisizce aktarması) dikkat çekici ve hüzün vericidir. Benzer karartmaya/aktarmaya sonraki yıllarda da çeşitli yayınlarda rastlamaktayız.[9]

 

Rodina’nın Kafkasya’daki “en eski şubesi Gürcistan’dadır.” Kabardey Balkar ÖSSC Nalçik (Psıguven) şubesi ise 1960’lı yıllardan beri faaliyet göstermektedir. Rodina’nın Dağıstan ÖSSC şubesinin ne zaman kurulduğuna dair hiçbir kayda rastlanamamışsa da, bölgeden Kuzey Kafkas diasporasına yapılan faaliyetlerin kronolojisine bakarak derneğin Mohaçkale(Şamilkala)’de muhtemelen 1960’lı yıllarda açıldığını kabul edebiliriz. Rodina’nın diğer Kuzey Kafkas cumhuriyetlerinde kuruluşları “izolasyon politikaları”nın genel mantığı ile uyumlu olarak oldukça gecikmelidir. Rodina, Çeçen-İnguş ÖSSC’nin başkenti Grozni(Caharkala)’de 1988 yılı sonunda, Adige ÖB’nin başkenti Maykop(Miyeguape)’da 14 Kasım 1989’da kurulmuştur. Türkiye Kuzey Kafkas diasporasının süreli yayınlarında, Rodina’nın şubelerinden birinin de 1989’da Abhazya ÖSSC’de açılacağına dair bir haberin dışında diğer özerk cumhuriyetlerle ilgili hiçbir bilgiye ulaşılamamıştır.[10]

 

Rodina, Kuzey Kafkas diasporası ile olan ilişkilerini yıllarca Nalçik(Psıguven) ve Mohaçkale (Şamilkala) şubeleri aracılığıyla yürütmüştür. Rodina’nın Sovyet Rusya’nın son yıllarına kadar Kuzey Kafkasya’da Mohaçkale (Şamilkala) ve Nalçik(Psıguven) şubelerinden başka şube açmaması oldukça dikkat çekicidir ama Kremlin politikaları çerçevesinde oldukça da tutarlıdır. Moskova sömürge altında tuttuğu topraklara ve halklara hiçbir zaman güvenmemiştir ve tüm coğrafyayı “izolasyon politikası”yla dış dünyadan uzak tutmuştur. Gazi Çemişo “Dönüşün İlk Adımları” adlı eserinde;

 

“…Dış ülke Adigeleri, dernekleri kanalıyla Adige Otonom Cumhuriyeti’nin başkanına çokça yazılar gönderip ilişkiye geçmek istediklerini dile getirmişlerdir. Bu dilek Krasnodar Kray’a Rusya ve Sovyetler Birliği üst yönetimlerine defalarca iletilmiştir. Dış ülke Adigeleri ile kültürel ilişkiler kurulabilmesi amacıyla Rodina Derneği’nin bir şubesinin de Maykop’ta açılabilmesi isteğinde bulunulmuştur. Ben şahsen 1979-89 yılları arasında bu sorunun çözümü ile ilgili projeler hazırlayanların arasındaydım. Ancak bir sonuç çıkmadı. Olur ya da olmaz şeklinde hiçbir cevap da alamadık…”[11] diye yakınır ve “Ne Çarlık Rusyası’nın ne de Sovyetler Birliği’nin geçmişin hatalarını düzeltmeye çalışmadığını” vurgular.

 

Gazi Çemişo yine bu konu ile ilgili, Kuzey Kafkasya’daki “Nomenklatura”nın son dönem tipik örneklerinden olan Nuh Berzec’le ilgili anısını da şöyle aktarır:

 

“1982 yılı Temmuz ayında Adigey’in kuruluşunun 60. yılı nedeniyle basın toplantısı düzenlenmişti. O zamanki parti birinci sektereteri Nuh Berzec’e “Çernomorskaya Zdravnitsa” gazetesi redaktörü şu soruyu sormuştu: “Dış ülkelerde çokça soydaşlarınızın olduğunu ve sizinle ilişkiye geçmek için çaba harcadıklarını biliyoruz. Onlar ülkenize gelip görmek istemektedirler. Kısa bir süre önce böyle bir grupla Soçi’de karşılaşıp konuştuk. Bu konuda ne gibi çalışmalarınız var?” Berzec yanındaki parti ideoloji sekreterine dönerek: “Yanılmıyorsam onlar için birkaç yazı gönderdik, öyle değil mi?” dediğinde sekreter de “Evet” ile onu yanıtlamıştı. Ancak bu yanıt, soru soranı tatmin etmemiş ve “Bu yaptığınız çok az değil mi? Onlar ülkenize gelebilmeyi, kalabilmeyi umuyorlar…” dediğinde Nuh Berzec, gazetecinin sözünü kesip “Bana ne söyletmek istiyorsun?” diye çıkışmıştı.” [12]

 

Rodina kurumunun Kremlin’in “izolasyon politikası”yla paralel uzun yıllar Kuzey Kafkasya’da Nalçik(Psıguven) ve Mohaçkale (Şamilkala) şubelerinden başka şube açmamasının bir diğer sebebi diaspora korkusudur. Çarlık Rusyası’nın Kuzey Kafkasya üzerinde hâkimiyetinin zayıfladığı 1910’lu yıllarda diasporanın ilk büyük örgütü Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti’nin bölgede yaptığı çalışmalar ve akabinde doğan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti, Kremlin’in derin hafızasında muhtemelen kalıcı bir yer edinmiştir. Moskova için korkuya sebep olan diasporanın en önemli ayağı ise Türkiye Kuzey Kafkas diasporasıdır. Kazbek Astemirov “Dönüşçülük (Repatriatsiya)” adlı çalışmasında, “Sovyetler Birliği her zaman Türkiye'de yaşayan Çerkes diasporasından çekindi” der ve şöyle devam eder: “Kuzey Kafkasya dâhil bütün dünyada yaşayan Çerkeslerin toplamından fazlasını bünyesinde barındıran Türkiye, Sovyetler Birliği'nin uykularını her zaman kaçırdı. Bunun birçok sebebi vardı. Öncelikle Türkiye NATO üyesi olarak Sovyetler Birliği'nin düşmanıydı. Sonra Türkiye, tarih boyunca Ruslarla en fazla savaşan ülkeydi. En önemlisi, Türkiye'de yaşayan Çerkesler dünyaya açık, yönetimde etkin görevler üstlenebiliyorlardı. Türkiye tarih boyunca, gerek Çarlık Rusyası olsun, gerekse Sovyetler Birliği olsun rejim muhaliflerine destek veren bir üs vazifesi görmüştü. Bütün bu gerekçeler alt alta toplandığında, diaspora Çerkeslerinin yüzde doksanını oluşturmasına rağmen, Türkiye Çerkesleri Sovyetler Birliği tarafından her zaman görmezden gelindi.”[13]

 

Moskova’nın “izolasyon politikası” Kuzey Kafkasya ile dışarıdan kurulabilecek her türlü ilişkiyi uzun yıllar sıfır düzeyde tutmuştur. Yıllarca en masum turistik seyahatlere bile izin verilmemiştir. “Detant” rüzgârları, uluslararası ilişkilerin yumuşama dönemine girdiği 1960’lardan tam on yıl sonra Kuzey Kafkasya bölgesinde etkisini göstermeye başlamış, Kuzey Kafkasya’nın 1970 yılı ortasında turizme açılmasını Kamçı Gazetesi de sevinçle birinci sayfa haberi olarak vermişti.[14]

 

Moskova’nın “izolasyon politikası”nda bu kadar ısrarlı ve ihtiyatlı oluşunun bir diğer sebebi de kullandığı araçlarla ve metotlarla da ilgilidir. Rodina’yı tanıtıcı resmi söyleminin “Yurtdışındaki soydaşlarla kültürel ilişkiler kurma amacı” iki tarafı keskin bir bıçak gibidir. Diasporalarla kurulacak her düzeyde ve çeşitteki ilişkiler sömürge halklarının ve diasporalarının milliyetçi duygularını daha da yükseltme potansiyeli de taşımaktadır.[15] Aynı kanalı Rodina aracılığıyla “Ulusal Hareketleri Sovyetleştirme (Ruslaştırma) Projesi”nde kullanan Moskova, kullanılan silahın bir gün kendisine de dönebileceğinin farkındadır ve bu yüzden oldukça da temkinlidir.

 

Rodina, Kuzey Kafkas diasporalarıyla ilişkilerde her zaman baskın ve yönlendirici taraf olmuştur. Karşı tarafın isteklerinden çok kendi taleplerinin takipçisi olan kurum, “kültürel ilişkiler kurma” kisvesi altında öncelikle Sovyet (Rus) ideolojisinin yayılmasını, benimsenmesi hedeflemiş ve bu arada da muhtemelen KGB için bol bol istihbarat toplamıştır. Hedeflerini gerçekleştirebildiği oranda ilişkileri sürdürmüş, karşı tarafların en masum “turistik” veya “kültürel” istekleri dahi “kullanmaya değer değilse” genellikle sürüncemede bırakılmış ve bir süre sonra da reddedilmiştir.

 

Rodina’nın Ortadoğu’daki Öncü Üssü; Suriye

 

Süreli yayınlarımızdan edinebildiğimiz bilgilere göre Moskova’nın etki altına almaya çalıştığı ilk diaspora toplumu Suriye’deki Kuzey Kafkasyalılardır.[16] Rodina’nın Suriye-Çerkes diasporasına yaklaşması için ilk fırsat da 1957 yılında ortaya çıkmış olabilir. Çünkü Kabardey gazeteci Sabanşı Mustafa B., “İlginç Bir yolculuk” adlı kitabında “bizim Suriye ve Ürdün’deki Çerkeslerle 1957 yılına dek ilişkimiz yoktu”[17] der. Moskova’da yapılan Dünya Gençlik Festivali’ne Suriye’den de bir grup katılır. Bu grupta altı Adige genç de bulunmaktadır. Kabardey Balkar ÖSSC’nden gelen temsilcilerle bu gençler festivalde tanışırlar. Misafir Adige gençler bir günlüğüne Adige ÖB’ne gitmek isterler. Fakat Kremlin’in “izolasyon politikası”nı harfiyen uygulayan Sovyet makamları buna izin vermez. Gazi Çemişo, “Dönüşün İlk Adımları” adlı kitabında “O zamanki özgürlük anlayışı buydu” diyerek olayı eleştirir.[18] Sabanşı Mustafa B.’de, “O günden bu yana ilişkilerimiz kurulmuş oldu. Festivaldeki birkaç kitabımızı götürmüşlerdi birlikte. Sonradan “Lenin Yolu” (Kabardey Balkar ÖSSC’nde Adigece yayınlanan gazetenin adı) gazetesi ulaşmaya başladı onlara. Bir yıl sonra 1958 yılı Mayısında Suriyeli bir Çerkes genci gelmişti, Kabardey’e. Sovyet Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nin yaşantısını, kültürünü öğrenmek amacı ile birçok Suriyeli Adige kendi kendine alfabemizi öğrendi. Şimdilerde Adiğabze’yi hem iyi yazabiliyor hem de okuyorlar.” diyerek sonraki gelişmeleri kendi açısından açıklar. [19]

 

Sabanşı Mustafa B.’nin aktardığı yukarıdaki olay, Moskova’nın Kuzey Kafkas diasporasıyla kurduğu ilk temaslarda ne kadar dikkatli ve ihtiyatlı olduğuna güzel bir örnektir. 1957’de Adigey’i ziyaret etmek isteyen altı gence izin verilmezken, muhtemelen sonraki ilişkilerde devşirdikleri veya devşirebileceklerine inandıkları bir gencin 1958 yılında Kabardey’e gelmesine yeşil ışık yakarlar. Bu garip uygulamanın tek bir açıklaması olabilir. Bölgedeki “izolasyon politikası”nın Rodina aracılığı ile sadece iki noktada giriş ve kontrol kapısı vardır. Yurtdışından gelen talepler sadece sıkı kontrolün olduğu iki merkezce değerlendirilmektedir. Diğer bölgeler ise her türlü iletişime kapalı kalmıştır.

 

Kuzey Kafkasya’ya Suriye’ye ve Suriye’den de Kuzey Kafkasya’ya gidiş gelişlerin haber örneklerini dönemin süreli yayınlarından izlemek mümkündür. Suriye diasporasını ziyaret eden Rodina heyetinin gezileri boyunca Suriyeli Kuzey Kafkasyalıların anavatanlarına olan özlemlerini ustaca sömürerek bol bol Sovyet propagandası yaptıklarını ve Sovyet sempatizanları devşirmeye çalıştıklarını Sabanşı Mustafa B.’nin şu satırlarından anlayabiliyoruz: “Selamlaştıktan sonra bize her şeyi soruyorlar. Bilhassa din ile Kuzey Kafkasya’daki sosyal hayatla, geçim meselelerini, çalışma tarzını merak ediyorlar. Verdiğimiz cevaplar karşısında hayret duyuyor ve memnun görünüyorlar.” [20] Karşılıklı turistik ziyaretler ve görüşmeler arttıkça Rodina aracılığıyla yapılan Sovyet karşı propagandasının bölgede oluşturduğu etkiyi, Kazbek Astemirov’un 1970’li yıllarda Suriye'den Kuzey Kafkasya'ya gidenlere için söylediği şu cümle çok net ifade eder: “Çerkesler ilginçtir ki, o dönemde Kuzey Kafkasya'da yaşayan Çerkeslere Komünizm propagandası yapıyor, sistemi öve öve bitiremiyorlardı. Kuzey Kafkasyalı Çerkesler de buna bıyık altından gülerek karşılık veriyorlardı.”[21]

 

Rodina’nın Ortadoğu’daki İkinci Adımı; Ürdün ve Mısır

 

Ürdün, Kuzey Kafkasya ilişkilerinin temellerinin 1960’lı yılların başında Maykop ve Erivan radyo yayınlarının takibiyle atıldığını söyleyebiliriz. Kfar Kame Köy Heyeti’nin 30 yaşlarındaki Sekreteri Gehu Safvar kurulan bu ilk teması şu şekilde anlatır : “Üç yıl önce radyodan Çerkesçe yayın duymuş ve irtibat kurmuştuk. Bu Çerkesçe yayın Maykop ve Erivan’dan yapılıyordu. Yazışma sonunda Galiley’e Kiril alfabesiyle yazılmış Çerkesçe kitaplar getirttik.” der ve ekler: “Ama biz de komünist yoktur.” [22] Rodina’nın organizasyonuyla Ürdün’e giden halk dansları grupları, yazar ve sanatçı toplulukları karşılıklı gidiş gelişlerin ivmesini hızlandırmıştır.”[23] Ürdün ve Sovyet Rusya arasındaki turizm hareketlerinin kolaylaştırılması için yapılan antlaşmadan sonra 1979 Mayıs’ında Sovyet Rusya “İnturist Bürosu Asya-Afrika İlişkileri Başkan Yardımcısı Viktor Samagin başkanlığında ve çoğunluğunu Çerkeslerin oluşturduğu Kabardey-Balkar ÖSSC’nin başkenti Nalçik(Psıguven) İnturist Şube Müdürü Anatoli Santikof’un da bulunduğu bir turist grubu Amman’a” gelirken aynı yılın Temmuz ayında ise Ürdün, Vadi-Sir Derneği’nin organizasyonuyla 40 kişilik bir grup Kabardey-Balkar ÖSSC’nin başkenti Nalçik(Psıguven)’e gittiler.[24]

 

Mısır Kuzey Kafkas diasporasının Kuzey Kafkasya ile ilişkileri bizim için en karanlık bölümdür. Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nin teşviki ile 1932’de Kahire’de kurulan Çerkes Kardeşliği Cemiyeti’nin 1960’lı yıllardaki çalışmaları konusunda yeterli bilgiye sahip değiliz. Bu konudaki tek bilgi kaynağımız Sait Şamil’in mektubudur. Sait Şamil, Yılmaz Nevruz’a gönderdiği mektupta 5-10 Ekim 1964 tarihleri arasında Kahire’de yapılan Bağlantısızlar toplantısına gidişini anlatırken Rodina’nın bölgedeki tahribatını en net şekilde şöyle aktarır: “Cemalin devrinde Kahire’de Asya Afrika Konferansını teyit edici bir toplantı yapılmıştı. Bandung’da iken bana ikinci toplantıda davamızı destekleyeceğine söz vermişti. Onun için gittim. Desteklemek şöyle dursun, toplantı salonuna bile yanaştırmadılar. Bu vesile ile vaktiyle kurduğumuz ‘Çerkes Kardeşliği Derneği’ne gittim. Çok garip, derneği baştan sona kızıllaşmış buldum. Bir süre sonra da kapatıldı. Suriye’dekinde de aynı akıbet oldu. Kala kala bir Amman kaldı. Onun da rengi erguvanidir.”[25]

 

Bölgede 1960’lı yılların sonuna doğru daha da netleşen bu yeni manzara, Rodina kurumunun karşı propaganda çalışmalarının nasıl meyve verdiğinin en açık ispatıdır. Ağırlıklı olarak Suriye ve kısmen de Ürdün dernekleri ve kapatılıncaya kadar da Mısır Çerkes Kardeşliği Derneği içerisinde birçok kişinin Rus karşı propagandasının etkisiyle Sovyet sempatizanı olduğunu görüyoruz. Bu dönem içinde sempatizanların bazıları -muhtemelen burslarla da desteklenerek[26]- öğrenim görmek, bazıları da yerleşmek amacıyla Kuzey Kafkasya’ya gitmişlerdir.

 

Bölgedeki Kuzey Kafkas örgütlenmelerinin ve aydınlarının -ustaca yapılan beyin yıkama seansları sonucu- geçirdikleri zihniyet değişiklikleri, Çerkes İttihat ve Teavün Cemiyeti ve Kafkasya Dağlıları Halk Partisi’nden bu yana Kuzey Kafkas örgütlenmelerinin değişmez kutsal hedefi olan “Kuzey Kafkasya’nın Birliği ve Bağımsızlığı” düşüncesini geri plana atmalarına sebep olmuştur. Artık Sovyet sempatizanlarının etkisine giren Kuzey Kafkas derneklerinde “Sovyetler Birliği’nin yok oluşa giden halklar için bir umut olduğu” söyleniyor ve sosyalist anavatana “Dönüş” düşüncesinin ve tezinin ilk temel argümanları bu dönemde tespit edilmeye başlanıyordu. İzzet Aydemir bu tezin ortaya çıkışında “Orta Doğu’da yapılan çeşitli propagandaların” oldukça etkili olduğunu ve bu düşünceyi “Kuzey Kafkasya’daki yöneticilerin empoze etmek istedikleri”ni “Görüşler” adlı makalede açıkça ifade etmektedir.[27]

 

Rodina İçin En Stratejik Hedef; Türkiye

 

Sovyet Rusya’nın Rodina aracılığıyla “İzolasyon Politikası” ile paralel olarak, “Psikolojik Savaş” ekseninde uyguladığı “Ulusal Hareketleri Sovyetleştirme (Ruslaştırma) Projesi” çalışmaları, Kuzey Kafkas diasporasının en güçlü ve kalabalık bölümünün yaşadığı Türkiye’de ancak 1960’lı yılların sonlarına doğru etkili olmaya başlamıştır. Bunun da en önemli sebebi Türk- Sovyet ilişkilerindeki değişimdir. İkinci Dünya Savaşı yıllarından itibaren oldukça gergin geçen Türkiye ve Sovyet Rusya ilişkileri ancak 1960 yıllarda yumuşamaya başlamıştır. Türk Dışişleri Bakanı Erkin’in 1964 sonbaharında gerçekleştirdiği Moskova ziyareti ve Sovyet Dışişleri Bakanı Gromyko’nun 17-22 Mayıs 1965 tarihinde Ankara’ya gelmesi, Türk - Sovyet ilişkilerinde yeni bir dönemi açmıştır.[28]

 

Türk-Sovyet ilişkilerinin ekonomik ve kültürel anlamda gelişmesinin, Moskova’nın Türkiye Kuzey Kafkas diasporası üzerinde yıllardır gerçekleştiremediği kontra faaliyetleri için yeni fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi sonucunda, karşılıklı çeşitli kültürel etkinlikler organize edilmiş, ticari ve turistik seyahatler artmıştır. İletişim araçlarına kısmen serbestlik verilmiş, örneğin posta hizmetleri daha sorunsuz sunulmaya başlanmış ve karşılıklı yazışmalar sıklaşmıştır.

 

Moskova’nın Türkiye Kuzey Kafkas diasporası ile geliştirmeye başladığı ilişkilerin bir diğer ayağı da Suriye ve Ürdün Kuzey Kafkas diasporası üzerinden oluşmuştur. Suriye ve Ürdün’den Türkiye’ye okumaya veya çalışmaya gelen Kuzey Kafkasyalı gençlerden devşirilen sempatizanlarında Moskova’ya gerek direkt istihbarat, gerekse “karşı propaganda” çalışmaları yönünden büyük katkılar sağladığı açık kaynaklara yansımıştır. Devşirmelerin en ünlüsü Şeref Abaza’dır.[29] Ama en ilginç biyografi ise Suriye’den, Türkiye’ye 1968 yılında çalışmaya ve okumaya gelen Nihat Bidanuk’a aittir. Rodina görevlisi Hafitze Muhammed'in kendi el yazı ile yazdığı ve 29 Haziran 2006 tarihinde Ajans Kafkas’da yayınlanan “Espiyonaj Raporu”nda[30] “bizim adamımız” diye tanımlanan Nihat Bidanuk’un Türkiye yaşamı da araştırılmaya muhtaçtır.[31]

 

Türk-Sovyet ilişkilerinin gelişmesiyle Türkiye’den Kuzey Kafkasya’ya ilk turistik seyahati yapanlardan biri Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği kurucularından yazar İzzet Aydemir (1967), bir diğeri de Mesut Şurdum’dur (1969).[32] İzzet Aydemir’in Nalçik(Psıguven) ziyareti ile kurduğu ilişkiler ve dostluklar muhtemelen Nalçik Rodina Şubesi’nin bundan sonra atlama taşı olarak kullandığı bir alan olmuştur. İzzet Aydemir’in 1964 yılından itibaren çıkardığı “Kuzey Kafkasya” adlı kültürel derginin çeşitli sayılarındaki haber ve makalelerden kurulan bu ilişkilerin daha sonraki yıllarda daha da artarak devam ettiğini ve derginin çizgisinde gözle görülür değişimlere sebep olduğunu gözlemleyebiliriz.

 

Bu yeni dönem içinde süreli yayınlarımızdan alabildiğimiz bilgilere göre Nalçik(Psıguven) ve Mohaçkale(Şamilkala) Rodina şubelerinin organizasyonu ile gazeteci, yazar, şair vb. kişilerin (bunların bir kısmı Rodina’nın yöneticisi veya üyeleridir) Türkiye’ye geldiğini görüyoruz. Öncelikle İstanbul - Bağlarbaşı’ndaki Kafkas Kültür Derneği ve Ankara’daki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği başta olmak üzere örgütlü yapılarımız, Kuzey Kafkasya’dan gelen heyetlerin ilk uğrak yerleri olmuştur.[33]

 

Kuzey Kafkasya’dan yapılan bu ziyaretlere karşılık diasporalardan da anavatana yönelik ziyaret trafiği, çıkarılan çift taraflı bürokratik engellere rağmen[34] 1974 yılından itibaren hızlanmıştır. Dr. Batıray Özbek (Yedic) ve Ürdünlü arkadaşı Omran Tahavuch 1974 yılı yazında, Kemal Cankat ve ailesi 30 Haziran 1976’da anavatanı ziyaret etmişlerdir.[35] 21 Ağustos 1978 tarihinde ise İzmir Kuzey Kafkas Kültür Derneği yönetim kurulu üyesi Nihat Bidanuk, Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği yöneticileri, Fahri Huvaj ve Özdemir Özbay, İskenderun Kuzey Kafkasya Kültür Derneği başkanı Necdet Hatam, Rodina’nın davetlisi olarak Kuzey Kafkasya’ya gitmişlerdir. Dört kişilik bu grubun Kuzey Kafkasya ziyareti, Rodina ve bazı Kafkas dernekleri ile olan ilişkilerin daha da yakınlaşması için bir milat sayılabilir.[36] Bunun en önemli sebebi Rodina yetkilileri ve Amman Çerkes Yardımlaşma Derneği Başkanı Foaz Bermamıt (Fevvaz Mahir)[37] ile yapılan görüşmelerin bazı ayrıntılarının gün ışığına çıkmasıdır. Grup üyesi Yismeyl Özdemir’in Nartların Sesi gazetesinde yayınlanan “Anayurtta 20 Gün (Gezi İzlenimleri)” adlı yazı dizisinde[38] hiç bahsedilmeyen ama Rodina görevlisi Hafitze Muhammed'in “Espiyonaj Raporu”nda[39] birçok ayrıntısı bulunan bu görüşmeler oldukça dikkat çekicidir ama detayları hakkında yeni bilgilere ve açıklamalara ihtiyaç vardır. Espiyonaj Raporu”nun yayınlanmasından sonra raporda adı geçen kişilerin görüşmeler hakkında hiçbir bilgi vermemeleri, sessiz ve ketum kalmaları konunun daha ayrıntılı anlaşılmasını engellemektedir.

 

1978 yılında bu grup gezisinin haricinde Blenıh Fehmi Polat’da şair Duğuj Kurmen’in davetlisi olarak Kuzey Kafkasya’ya gitmiştir.[40] Öğretmen-Yazar Cevdet Hapi’de Temmuz 1979’da Kuzey Kafkasya’ya gitmiş,[41] aynı yıl içinde Nalçik(Psıguven) Üniversitesi Coğrafya Fakültesi Dekanı Prof. Rauf Borey’de Türkiye’ye gelmiş ve çeşitli derneklerde görüşmeler yapmıştır. Ayrıca K.Maraş Çardak nahiyesinden Salih Genel, vatandaş olmak için Çeçen-İnguş ÖSSC’ye gitmiştir.[42] UÇB (DÇB) kurucularından Suriyeli Fethi Recep’de, Hollandalı eşi ile birlikte 1979 yılında Kuzey Kafkasya’ya tatile gitmişlerdir. Soçi (Saşe) ve Krasnodar (Kaleşkur) çevresini gezen çift Adiğey Özerk Bölgesi’nin başkenti Maykop (Mıyeguape)’u da görmek istemişler fakat bu istekleri reddedilmiştir.[43]

 

Ağustos 1983’de de Kabardey Balkar ÖSSC’den içinde Sağlık Bakanı Vera Şogen’in de bulunduğu bir grup Adige ve Balkar turist İstanbul’a gelmişlerdir. Kuzey Kafkasya hakkında güncel bilgi almak isteyen Kaf Dağı Dergisi, Sağlık Bakanı Vera Şogen ile söyleşi de bulunur. Vera Şogen’in söyleşide verdiği cevaplar, Kuzey Kafkasya’da uygulanan “İzolasyon Politikası”nın etkilerini göstermesi açısından oldukça manidardır:

 

“Soru: Adige Özerk Bölgesi’ne ve Karadeniz kıyısındaki Kıyıboyu Şapsığe’ye gittiniz mi? Buraları ile ilgili bilgi verir misiniz?

Yanıt: Soçi’ye giderken bir kez Maykop ve Tuapse’den geçtim. Ancak pek ilişkim olmadı. Şapsığlara ilişkin bir yazarın yazılarını okumuştum. Burada Şapsığların yaman denizci olduklarını anlatıyordu.

 

Soru Mozdok Adigeleri cumhuriyetinize bağlanmıyorlar mı? Onlar ve Şapsığlar hangi dilde öğrenim görüyorlar?

Yanıt: Bu yöreyi Kuzey Osetya’dan geri aldığımız takdirde zaten küçük olan kardeş Kuzey Osetya daha da küçülecektir. Buradaki Adigelerin hangi dilde eğitim gördüklerini bilmiyorum. Ancak Şapsığlar onbin kişiden çok iseler Adigece öğrenim görüyor olmalıdırlar.

 

Soru: Soylu “Şevluh” cinsi Adiğe atları korunabildi mi? At yarışları yapılıyor mu?

Yanıt: İki at yetiştirme haramız var. Buralarda Kabartay cinsi yerli atlarımızla yabancı atları melezleyerek daha iyi cinsler elde etmeye çalışıyoruz. Bizde Şevluh cinsi at yetiştirilmiyor. Adige Özerk Bölgesinde yetiştirilip yetiştirilmediğini bilmiyorum, çünkü orası bize uzak ve ilişkimde yok.”[44]

Müzik öğretmeni Kerim Tleseruk ile yapılan söyleşi de Kuzey Kafkasya’da uygulanan “İzolasyon Politikası”nın etkilerini ve aydın mantalitesini göstermesi açısından anlamlı ikinci güzel örnektir. Aralık 1986’da eşi ile birlikte Ankara’ya gelen Kerim Tleseruk Ankara KKKD’yi de ziyaret ederler. Kaf Dağı dergisi Kerim Tleseruk ile de söyleşi de bulunur. Söyleşiden iki küçük anekdot:

“Soru: “Ğıbze” (ağıt, menkıbe) nedir ve halen üretiliyor mu?

Yanıt: “Ğıbze” (ağıt, menkıbe) üretmiyoruz. Daha çok sevgi ve aşk üzerine şarkılar üretiyoruz. Çünkü ulusal yaşamımız güzelleşti, artık mutluluk içinde yaşadığımız inancındayız. Dolayısıyla “ğıbze” üretmeyi gerektiren koşullar kalmamıştır.

 

Soru: Abhaz, Oset, Çeçen ve Dağıstanlı gibi halklarla ilişkileriniz ne düzeydedir?

Yanıt: Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstanlı gibi kardeş Kuzey Kafkasyalı toplulukların yaşadıkları bölgeler bize uzaktır. Bu nedenle onlarla olan ilişkilerimiz azdır.”[45]

Süreli yayınlarımızdan takip edebildiğimiz kadarıyla 1987-1989 yılları arasında da geliş gidiş trafiği artarak devam etmiştir. Rodina kontrolünde de olsa artarak devam eden geliş gidiş trafiği kalabalık gruplar halinde de organize edilmeye başlanmıştır.[46]

 

1989 yılı sonrası, Türkiye Kuzey Kafkas diasporası-Kuzey Kafkasya ilişkilerinin gelişmesi açısından çok önemli bir dönüm noktası olduğu gibi Rodina ve özellikle Ankara KKKD temsilcileri arasındaki 15-20 yıllık bağlantıyı daha da yakınlaştırması açısından da önemli bir dönüm noktasıdır. 9 Temmuz 1989 tarihinde 28 günlük bir Kuzey Kafkasya gezisine çıkan Ankara KKKD yöneticileri Fahri Huvaj, Süleyman Yançatoral, Aslan Arı ve eşleri, gezilerinin ilk haftasında Moskova’da, ikinci haftasında Çeçen-İnguş ÖSSC’nde, üçüncü haftasında Kabardey Balkar ÖSSC’nde, ve son haftasında da Adige ÖB’nde bulunmuşlardır. Adige Özerk Bölgesi’nin gezilmesi, programda olmamasına rağmen, misafirlerin Moskova’da ve Nalçik(Psıguven)’te[47] Rodina yöneticilerine yaptıkları ricalar sayesinde, gezinin son bölümü de gerçekleşmiştir. Ankara KKKD heyetinin gezisi 16 Ağustos 1989’da sona ermiştir.

 

Ankara KKKD yöneticileri Moskova’daki Rodina merkezinde kurum yetkilileri ile sıcak ve samimi bir havada görüşürler. Yaptıkları görüşmeden oldukça memnun ayrılan Ankara KKKD yöneticilerinin görüşme anılarını Fahri Huvaj Kaf Dağı Dergisi’nde şöyle aktarır:

 

“… Rodina Başkan Yardımcısı (gerçekte fiili başkanı) Peter Vassiliev ve Rodina Sekreteri bizi Türkiye'den giden ilk Kuzey Kafkas kültür elçileri olarak büyük bir incelik ve ciddiyetle karşıladılar.

Dikkatle dinlediler. Bizi anladık­larını ve etkilendiklerini ifade ettiler. Özellikle her türlü savaşa, kavgaya ve şiddete karşı barışçı yaklaşımlarımızı, içinde bulun­duğumuz devletlere karşı herhangi bir düşmanlık duygusu içinde olmadığımızı, tersine bu ülkelerde daima dostça iyi ilişkiler içinde bulunmak iste­diğimizi, böylece bu ülkeler arasında Çerkesler olarak bir barış köprüsü oluş­turmayı arzu ettiğimizi dile getirmemiz, gerçekçi, çağdaş ve evrensel boyutlu yaklaşımlar olarak değerlendirildi ve takdir edildi.

 

Sunu itiraf etmek gerekir ki, gerek Moskova’da gerekse Kuzey Kafkasya’da görüştüğümüz, diyalog kurduğumuz Ruslar, bize atalarımızdan intikal eden ve soğuk savaş dönemi propagandalarında sergilenen asık suratlı, soğuk, antipatik Rus imajıyla hiç mi hiç bağdaşmıyordu, tersine biz onları oldukça cana yakın, samimi, gerçekçi ve takdirkar bulduk…”[48]

 

Ankara KKKD yöneticilerinin Rodina Genel Merkezi ile yaptığı Moskova görüşmesi, her iki kurum temsilcilerinin ilişkilerine yeni bir boyut katarken, 1990 yılında Rodina Genel Merkezi’nce düzenlenen Türkiye gezisi de bu ilişkilerin daha da gelişmesine katkı sağlamıştır. Ankara KKKD yöneticileri misafirlerini Ankara’da ağırlamış ve onurlarına yemek vermişlerdir. Ankara KKKD Başkanı’nın yemekteki hoş geldiniz konuşması ilişki düzeyini göstermesi açısından oldukça anlamlıdır. Bu konuşmadan çarpıcı bölümler:

 

“Değerli Konuklar, Sovyetler Birliği’ndeki Rodina kurumu merkez ve şubelerinin değerli temsilcileri, Sizlere, sizden evvel aramıza katılan değerli konuklarımız, derneğimiz ve şahsım adına ‘Hoşgeldiniz!’ diyorum. 1989’da Grozni’de bulunduğumuz günlerde böyle bir yemekte Mecit İsayev, Sovyetler Birliği’ni şöyle tanıtmıştı: ‘Biz Sovyet halkları çeşitli çiçeklerden oluşan bir buket gibiyiz’ Ve biz; Kuzey Kafkasya Kültür Derneği Ankara’da, bu ‘buket çiçek’in siz değerli temsilcilerini ağırlamaktan kıvanç duyuyoruz.

Çeşitli nedenlerle Anayurtlarından kopan Sovyet­ler Birliği insanlarının, kültürel sorunlarını ve onlardan arzu edenlerin geri dönmelerine yardımcı olmayı görev edinen Rodina kurumunu, bu güzel amacından dolayı seviyoruz ve bu uğurda görev yapan sizleri de, güzel amaçlar için çalışan iyi insanlar olarak görüyor, saygı ve sempati besliyoruz…”[49]

 

Rodina kurumunun, 1991 yılında Sovyet Rusya’nın yıkılmasıyla tarihe karışması beklenirken Rusya Federasyonu’nun bünyesinde de varlığını zayıflayarak da (ya da dönüşerek) olsa sürdürmesi şaşırtıcı değil, devletlerin devamlılığı açısından mantıklıdır. Rodina, geçen süreç içinde bölgedeki birçok şubesini kapatmış ya da pasifleştirmiş olmasına rağmen özellikle Nalçik Şubesi aracılığıyla halen aktif faaliyetlerini ve etkisini sürdürmektedir. 1991 yılında kurulan Uluslararası Çerkes Birliği (Dünya Çerkes Birliği)’nin kuruluşunda[50] ve bugüne kadar olan tüm çalışmalarında hep ön planda ve yönlendirici pozisyonda olan Nalçik Rodina Şubesi’nin, karşı propaganda çalışmalarını artık UÇD(DÇB) üzerinden devam ettirdiği şüphesizdir.[51]

 

Ulaşabildiğimiz açık kaynaklar üzerinden derlediğimiz bilgiler ile Rodina kurumunun Kuzey Kafkas diaspora örgütleri ile olan temaslarını kronolojik bir metin olarak makalemizde sunmaya çalıştık. Bu çalışma, kısıtlı kaynak taraması sebebiyle şüphesiz oldukça yetersiz bir çalışmadır. Ama bu konuda yapılabilecek daha kapsamlı araştırmalara kılavuzluk yapmaya aday bir alt yapıya da sahiptir.

 

Rodina kurumu aracılığıyla gerçekleştirilen Kremlin güdümlü “Kamu Diplomasisi”, Kuzey Kafkas diaspora örgütleri ve entelektüel yaşamında kalıcı izler bırakmıştır. Örgütlenme biçimlerimiz, ulusal sorunlarımıza getirdiğimiz çözüm yolları, tarih bilincimiz ve gelecek tasarımlarımız üzerinde derin bir tortu vardır. Kadim coğrafyamızın yeniden dirilişi için bizi oldukça zorlu, sosyo-politik, ekonomik ve zihinsel bir mücadele süreci beklemektedir…

 

 

(*) Mızağe Dergisinin 3. sayısında yayınlanan bu makale küçük eklemeler ve düzenlemeler yapılarak buraya aktarılmıştır.

 

Duğ Orhan Doğbay
25.11.2018

 

 

[1] Psikolojik Savaş (Gri Propaganda) Prof. Dr. Nevzat Tahran, Timaş Yayınları, 2. Baskı, sf: 15-16, İstanbul 2002.

[2] http://www.kamudiplomasisi.org/ana-sayfa/44-makaleler/124-kuereselleen-duenyada-diplomasi-kamu-diplomasisi-.pdf

[3] http://akademikarastirma.org/kamu-diplomasisi/, - Sanberk, Özdem ve Altınay, Hakan (2008), “Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç”, Sabah, 08 Ocak.

[4] SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) adlı devlet adını kısaca “Sovyet Rusya”, zaman zamanda “Sovyet İmparatorluğu” olarak kullanacağım. Çünkü “Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği” adının bir göz boyamadan öte bir şey olmadığına inanıyorum. SSCB Matruşkasını kaldırdığınızda altından eski Rus imparatorluğunun köhnemiş ikinci Matruşkası ile karşılaşıyoruz.

[5] Kuzey Kafkas diasporaları başta Batı ülkeleri olmak üzere küresel ve bölgesel tüm güçlerin“Kamu Diplomasisi” ile muhatap olmuşlardır. Bu süreçlerde ayrıntısı ile incelenmelidir.

[6] Mühlen, Patrik von zur, Gamalı Hac ve Kızıl Yıldız Arasında (İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halkları’nın Milliyetçiliği), Mavi Yayınları, sf: 220, Ankara, Nisan 1984.

[7] “Anavatana Dönüş” çağrılarıyla süslenen “Ulusal Hareketleri Sovyetleştirme (Ruslaştırma) Projesi” ayrı bir makale konusudur.

[8] KGB (Sovyet Gizli Emniyet Organizasyonunun Kuruluş ve Çalışmaları), John Barron, Sümer Kitabevi Yayınları, 1974, sf: 119-120.

[9] Bu konuda daha geniş bilgi için bkz: Nartların Sesi, Kuzey Kafkasya Halk Kültür Derneği Gençlik Kolu Aylık Haber Bülteni, Yıl: 1, Sayı: 1, sf: 4, Kasım 1978, Ankara. Ayrıca bakılabilecek ikinci kaynak: Muhaceretin 125. Yılında Anayurt Kuzey Kafkasya’dan Gezi İzlenimleri, Huvaj F., Jaji Suzan, Tlişe Süleyman, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 31-32, sf: 39-42, Ağustos-Eylül 1989.

[10] Kaf Dağı Dergisi, Sayı 25-26, sf: 45, Mart 1989. - Kaf Dağı Dergisi, Sayı 31-32, sf: 38-50, Ağustos-Eylül 1989. Rodina Derneği’nin Nalçik Şubesi kurucuları : Versey Fayne, Hağunaşa Hajıbeçir, Zuhayev Zeytun (Balkar), Tyekuy Anatoley (Kabardey Balkar Üniversitesi’nde öğretmen), Unej Adnan, Balkar Boris, Kumuk Darke ve M. Sebançi’dir. (Suriye'den Gördüklerimiz [Enteresan Bir Gezi], M. Sebançiden, Çev: C Lu, Kafkasya Kültürel Dergi, Yıl: 4, Sayı: 18, Mart, Nisan, Mayıs 1968, Ankara, sf: 11-17 [ Bu yazı Gueguane Guşeguen adlı bir yazı(?)dan özetlenmiş. 1967, Nalçik(Psıguven)]. Nalçik Rodina Derneği’nin 1967'deki Sekreteri de Bersbi Hamguko’dur. (Kuzey Kafkasya'da Bir Geziden Notlar, Kafkasya Kültürel Dergi, Yıl: 4, Sayı: 18, Mart, Nisan, Mayıs 1968, Ankara, sf: 9.) - 1970’li yıllardan beri Ürdün’den Dağıstan’a (Mohaçkale) üniversite eğitimi için gönderilen öğrenciler Rodina aracılığıyla gidiyorlardı. İzmir Fuarı’nda, 1986’da Kabardey Balkar’dan, 1987’de Dağıstan’dan bölüm açılmıştı. - Çeçen İnguş’da Rodina, Medet Ünlü, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 25-26, sf: 47, Mart 1989. - Dönüşün İlk Adımları, Gazi Çemişo, sf: 23, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara 2000. - Kafkasyalı Abhaz Misafir Ayzüpha Fenya İle Söyleşi, Akabba Emrullah, Kaf Dağı Dergisi, Sayı: 25-26, sf: 45, Mart 1989.

[11] Dönüşün İlk Adımları, Gazi Çemişo, sf: 23, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara 2000.

[12] Dönüşün İlk Adımları, Gazi Çemişo, sf: 169 ve 22, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara 2000. Yismeyl Özdemir ise Rodina kurumunu tanıtırken şöyle diyordu: Her halk, her yönetim birimi dış ülkelerde yaşayan soydaşları ile kültürel ilişkiler kurmak üzere bölgesinde bu derneğin bir şubesini açabiliyor ve belirli ortak ilkeler çerçevesinde çalışmalarını sürdürebiliyorlar. Anayurtta 20 Gün (Gezi İzlenimleri), Yismeyl Özdemir, Nartların Sesi, Kuzey Kafkasya Halk Kültür Derneği Gençlik Kolu Aylık Haber Bülteni, Yıl: 1, Sayı: 2, sf: 4, Aralık 1978, Ankara.

[13] Dönüşçülük (Repatriatsiya), Kazbek Astemirov, Ajans Kafkas 12.08.2004. Kafkasya.

[14] Sovyet Rusya’nın resmi turizm acentası “İnturist” Batı Kafkasya’yı kapsayan bir gezi programı hazırlar ve Tiflis’ten başlayan 3000 km’lik ring yolu, Orjinikidze (Vladikafkas-Terekkala), Nalçik(Psıguven), Armavir, Krasnodar(Kaleşkur), Novorossiysk (Tsemez), Tuapse, Soçi(Şaşe) Sohum(Akua) hattından tekrar Tiflis’te son bulur. (Kamçı, Aylık Siyasi Gazete, Yıl: 1, Sayı: 2, sf: 1, Temmuz 1970, İstanbul.) Bu hattın hemen yanı başındaki Adige Özerk Bölgesi’nde, 1990’lı yılların başına kadar İnturist kurulmamıştı.

[15] Bu konuya tipik örnek, Ermeni milliyetçiliği tarihidir. Bu konuda geniş bir literatür vardır. Örneğin; Public Record Office (PRO), HS 3/227 Memorandum by Office of Strategic Services Foreign National Branch on Armenian Press in the United States, 16 Aralık 1942. Ayrıca bkz. PRO FO 371/48795, R 1689/11137/44, Wright (Washington) to Southern Department, no. 1388/16/45, 26 Eylul 1945.’den aktaran; Sovyetler Birliğinin Ermeniler İçin Başlattıkları Anavatana Dönüş Projesi, Doç. Dr. Süleyman Seydi, Ermeni Araştırmaları, Sayı 8, Kış 2003, http://www.eraren.org/index.php?Page=DergiIcerik&Icerik No=140

[16] Bu makalede İsrail de yaşayan Kuzey Kafkas diasporası Suriye diasporasının içinde kabul edilmiştir. İsrail Güney Suriye’yi işgal edene kadar şu anda İsrail sınırları içinde bulunan Adige köyleri Suriye’ye aitti.

[17] İlginç Bir Yolculuk (Bir Çerkes Gazetecinin Ortadoğu Yolculuğu Anıları), Sabanşı Mustafa B., Çev: Meşfes’u Necdet (Hatam), Nartların Sesi Haber Bülteni, Yıl: 1, Sayı: 7, sf: 5, Mayıs 1979, Ankara. Kabardey gazeteci Sabanşı Mustafa B., 1966 Aralık-1967 Ocak aylarında bir grup Sovyet turisti ile Suriye, Lübnan ve Irak’ta 15 gün bulunmuştur. O dönemde Sovyet Rusya’dan turist olarak yurt dışına çıkan kişilerin büyük bir bölümü KGB mensubu olması nedeniyle Sabanşı Mustafa B.’de muhtemelen KGB görevlisidir. Yazarın Suriye Çerkesleri ile geçirdiği günleri aktaran bölümdeki Sovyet propagandası içeren satırları bu kuşkumuzu doğrular niteliktedir.

[18] Dönüşün İlk Adımları, Gazi Çemişo, sf: 22, Kafkas Derneği Yayınları, Ankara 2000.

[19] İlginç Bir Yolculuk (Bir Çerkes Gazetecinin Ortadoğu Yolculuğu Anıları), Sabanşı Mustafa B., Çev: Meşfes’u Necdet (Hatam), Nartların Sesi Haber Bülteni, Yıl: 1, Sayı: 7, sf: 5, Mayıs 1979, Ankara.

[20] Suriye'den Gördüklerimiz (Enteresan Bir Gezi), M. Sebançiden, Çev: C Lu,- Kuzey Kafkasya’da Bir Geziden Notlar, Kafkasya Kültürel Dergi, Yıl: 4, Sayı: 18, Mart, Nisan, Mayıs 1968, Ankara, sf: 9-15 [ Bu yazı Gueguane Guşeguen adlı bir yazı(?)dan özetlenmiş. 1967, Nalçik(Psıguven)]- Suriye Çerkesleri: Widad Tayyar ile bir söyleşi, Nart Dergisi, Sayı : 6, sf: 15, Mart Nisan 1998, Ankara.

[21] Dönüşçülük (Repatriatsiya), Kazbek Astemirov, Ajans Kafkas 12.08.2004. Kafkasya.

[22] İsrail’de Kuzey Kafkasyalılar, Çev: Mahmut Kuşu, Kafkasya Kültürel Dergi, Yıl: 1, Sayı: 5, sf: 1, Ocak-Şubat 1965, Ankara.(Bu makale Amerika’da Rusça “Novoye Ruskoye Slove” isimli gazetenin 27.05.1963 tarihli sayısında ve A. Galin tarafından yazılmıştır.)

[23] Gurbetteki Kafkasya III, Sefer E. Berzeg, sf: 8, Ankara 1989. Bu konudaki benzer bir diğer bilgi: Ürdün Çerkes Kadınları Hayır Derneği yöneticileri Kafkasya’ya gittiler. Oradaki okulları gezdiler. Döndüklerinde 1974 yılında bu okul açıldı. (Amman Çerkes Okulu). Daha geniş bilgi için bkz. : Ürdün Çerkes Kadınları Hayır Derneği, Nartların Sesi, Yıl: 1, Sayı: 11-12, sf: 3, Kasım 1979,

[24] Ürdün’den Bir Grup Turist Daha Kafkasya’ya gidiyor, Nartların Sesi, Yıl: 1, Sayı: 7, sf: 1, Mayıs 1979, Ankara.

[25] Said Şamil’den Muhaceretteki Kuzey Kafkasyalıların “Esir Vatan”ın Kurtuluşuyla İlgili Mücadelelerine Işık Tutan Tarihi Bir Mektup, Birleşik Kafkasya Dergisi, Sayı: 4, Eylül-Ekim Kasım 1995, Eskişehir, sf: 36-37

[26] KGB bu metodu Ortadoğu ülkelerinde sıklıkla kullanmıştır. Örneğin Katar Şeyhliğinden 80 genç gizlice Kahire’den Rusya’ya sevk edilmiştir. Bursla desteklenerek gönderilen gençler Moskova’da gözetlenmiş, uygun olanlar avlanmış ve eğitime tabi tutulmuşlardır. Daha geniş bilgi için bkz: KGB (Sovyet Gizli Emniyet Organizasyonunun Kuruluş ve Çalışmaları), John Barron, Sümer Kitabevi Yayınları, 1974, sf: 81.

[27] Görüşler, İzzet Aydemir, Kafkasya Kültürel Dergi, Yıl: 3, Sayı: 14, sf: 3, Ankara 1967.

[28] 20. Yüzyılın Siyasi Tarihi (1914-1980), Prof. Dr. Fahir Armaoğlu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. sf: 831, Ankara 1984.

[29] Günümüz Kuzey Kafkasya’sının Kremlin güdümlü derneği Uluslararası Çerkes Birliği (Dünya Çerkes Birliği)’nin son dönemlere kadar değişmez yönetim kurulu üyesi ve Suriye delegasyonu başkanı olan Şeref Abaza’nın asıl adı Şerafettin Eyüp’dür. 1940 Kuneytra doğumlu Abaza asıllı Şerafettin Eyüp 1964 yılında Türkiye’ye gelmiş ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaydolmuştur. Aynı dönemde İstanbul Bağlarbaşı’ndaki Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’ne de üye olan Şerafettin Eyüp, casusluk suçlamasıyla ilk defa 8 Temmuz 1971’de gözaltına alınmıştır. Sorgusunda, para karşılığında 1965 yılından beri Sovyetler Birliği hesabına, 1967 yılından beri de Suriye Gizli Servisi’ne çalıştığını, Sovyet Gizli Servisi’nin kendisini iki kez araba bagajında Tarabya’daki Sovyet Elçiliği’ne ait ikametgâha götürdüğünü ve burada 8-10 günlük eğitime tabi tuttuklarını itiraf etmiştir. Ağabeyi Suriye hava kuvvetlerinde yüksek rütbeli bir subay olan Şerafettin Eyüp, askeri mahkemece yargılanıp mahkûm oldu ve 2 Eylül 1978 tarihinde Suriye’de Türkiye hesabına casusluktan yakalanıp müebbet hapse mahkum olan Türk asıllı Muhammed Memo Muhammed ile mübadele edildi. (Analiz [Bir MİT Mensubunun Anıları], Mehmet Eymür, Milenyum Yayınları, 3. Baskı, Mayıs 2005, s: 64 - 65) 3 Mart 1972 tarihli İstanbul gazetelerinde (örneğin Hürriyet ve Milliyet Gazeteleri) “Sovyetler Birliği hesabına haberalma faaliyetlerinde bulunurken suçüstü yakalandı” manşeti ile yer alan Şeref Abaza, uzun yıllar Suriye diktatörü Hafız Esat’ın yakın çevresinde yer aldı. Hafız Esat’ın özel doktorluğunu yapmasının yanı sıra, büyük bir sadakatle El-Muhaberat’ın, ve KGB’nin Ortadoğu’daki emellerine hizmet etti.

[30] http://www.ajanskafkas.com/haberdetay,14212.htm

[31] Nihat Bidanuk 1944 yılında Suriye’de (Halep-Mumbıc kasabası) doğdu. İlk ve ortaöğrenimini burada tamamlayan Nihat Bidanuk, 1968’de Türkiye’ye geldi. 1978’da İzmir’de Ege Üniversitesi Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu İnşaat Bölümü’nü bitirdi. İzmir Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nde yöneticilik yaptı. Halen Nalçik(Psıguven)’te yaşamakta olan Nihat Bidanuk anadili Adigece’nin haricinde Arapça, Türkçe, Fransızca ve Rusça bilmektedir. Nihat Bidanuk’un Türkiye yaşamından süreli yayınlara yansıyan bilgiler için, Nartların Sesi, (1978-1979,Ankara), Yamçı (1975-1978,Ankara), vb.dergiler incelenebilir.

[32] “Hayatımız Boyunca Hep Evsahibi Olduk”, Sümer Aydemir İle Röportaj, Nart Dergisi, Sayı: 46, Kasım-Aralık 2005, sf: 35, Ank.

[33] Çerkeslik Sorunu ve Bir Çerkes Delikanlısı, Yabğeko A., - Gökten Gelenler, Yabğeko A. - Türkiye’de, Lağuç Cemalettin, Çev: Yismeyl Özdemir, Yamçı Dergisi, Sayı 7-16, sf: 178-189-319-324-489, 1977, Ankara. - Anayurtta 20 Gün (Gezi İzlenimleri), Yismeyl Özdemir, Nartların Sesi, Yıl: 1, Sayı: 3, sf: 5, Ocak 1979, Ankara. - Yamçı Dergisi, Sayı 2, sf: 20-22, Aralık 1975, Ankara.

[34] Bürokratik engeller hem Sovyet Rusya hem de Türkiye tarafından çıkarılıyordu. Sovyet Rusya’nın tavrı bu makalenin ana konusudur. Türkiye’nin tavrı da ayrıca araştırılmalı ve değerlendirilmedir. NATO ülkesi olan Türkiye hem ittifakın politik ve ideolojik atmosferine (anti-komünizm cephesi) hem de Sovyet Rusya’dan doğrudan gelen tehdit algılamasına bağlı olarak tavırlarını geliştiriyordu.

[35] Dr. Batıray Özbek (Yedic) ve Ürdün’lü arkadaşı Omran Tahavuch 1974 yılı yazında, Adige Özerk Bölgesi’ne turist olarak gitmişlerdir ama Batı Almanya Bonn’daki Sovyet Rusya Konsolosluğu’ndan özel vize almasına rağmen Adige Özerk Bölgesi’ne girişi engellenmek istenmiştir. - Kemal Cankat Nalçik(Psıguven)’de Yazarlar ve Ozanlar Birliği Başkanı Şocentsuk Adem ve Kabardey Balkar ÖSSC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Şecıhas’e Muhammet ile de görüşmüştür. Yamçı Dergisi, Sayı 7-16, sf: 306, 1977, Ankara.

[36] Anayurtta 20 Gün (Gezi İzlenimleri), Yismeyl Özdemir, Nartların Sesi, Yıl: 1, Sayı: 2, sf: 4-5, Aralık 1978, Ankara.

[37] Emekli General ve Ürdün’ün Ankara eski Büyükelçisi olan Foaz Bermamıt (Fevvaz Mahir), Amman Çerkes Yardımlaşma Derneği Başkanlığını da yapmıştır. Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nin 125’nci Yıl Kültür Haftası törenlerine Ürdün Diasporasını temsilen katılmıştır.

[38] Anayurtta 20 Gün (Gezi İzlenimleri), Yismeyl Özdemir, Nartların Sesi, Sayı: 2-3-4-5-6-7-8-9-10-11-12-13-14,15-16, 1978-1979, Ankara.

[39] Bu rapor 29 Haziran 2006 tarihinde yayınlanmıştır. http://www.ajanskafkas.com/haberdetay,14212.htm

[40] Blenıh Fehmi Polat, Karaçay Çerkes Özerk Bölgesi’nde 23 gün, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 14 ve Adige Özerk Bölgesi’nde 2 gün kalmıştır. - Karaçay Çerkes Ülkesinde 23 Gün, Nıbceğu, Yıl:1, Sayı:1, sf: 19-25, Ocak-Şubat-Mart 1980, İstanbul.

[41] Nıbceğu, Yıl:1, Sayı:1, sf: arka kapak, Ocak-Şubat-Mart 1980, İstanbul.

[42] Bir K. Kafkasyalı Hemşehrimiz Yerleşmek Üzere Anayurda Gitti, Nartların Sesi, Yıl: 1, Sayı: 7 sf: 1, Mayıs 1979, Ankara.

[43] Kültür Politikadan Güçlü Olduğunda, John Colarusso, Nart Dergisi, Sayı: 10, sf: 37-38, Kasım-Aralık 1998, Ankara.

[44] Kabardey Ülkesinden Bir Konukla Söyleşi, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 9-10, sf: 45-47, 1987, Ankara.

[45] Adigey’den Bir Konuk, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 9-10, sf: 48-52, 1987, Ankara.

[46] Geniş bilgi için bkz: Çeçenistan’dan Bir Konuk, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 11-12, sf: 37-39, 1987, Ankara. - Anayurttan Haberler, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 2, Sayı 15-16, sf: 53, Nisan-Mayıs 1988, Ankara. - Haber/Anayurt Haberleri, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 3, Sayı 27-28, sf: 41-45, Nisan-Mayıs 1989, Ankara. - Sanat/Kafkas El Sanatları, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 3, Sayı 25-26, sf:19-20, Şubat-Mart 1989, Ankara. - Sanat/Edebiyat/Anayurt Şiirleri, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 3, Sayı 25-26, sf:26, Şubat-Mart 1989, Ankara. - Kafkasyalı Misafir Beygua Roman İle Söyleşi, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 3, Sayı 25-26, sf:46, Şubat-Mart 1989, Ankara. - Kuzey Kafkasya’ya Turistik Grup Gezisi Düzenlendi, Yasin Çelikkıran, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 31-32, sf: 29-37, Ağustos-Eylül 1989. - Karaçay-Çerkessk’te Onbeş Gün, Kaf Dağı Dergisi, Yı: 4, Sayı 37-40, sf: 22-33, Şubat-Mayıs 1990, Ankara. - Anayurt Haberleri, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:4 Sayı 37-40, sf: 66, Şubat-Mayıs 1990, Ankara. - Anayurt Haberleri, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:4 Sayı 41-42, sf: 49, Haziran-Temmuz 1990, Ankara. - Abhazya Cumhuriyeti Devlet Halk Dansları ve Şarkıları Topluluğu Türkiye’de, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:4 Sayı: 43-48, sf: 114, Ağustos 1990-Ocak 1991, Ankara. - Bir Fırtınaydın Sen Nalmes, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:5, Sayı: 53-58, sf: 53, Ağustos 1991-Şubat 1992, Ankara. - Adigey’den Konuklar, Kaf Dağı Dergisi, Yıl: 3, Sayı 31-32, sf:52, Ağustos-Eylül 1989, Ankara. - Ünlü Adige Nartolog’u Hateğhal’e Asker Derneğimizde Konferans verdi. Kaf Dağı Dergisi, Yıl:4 Sayı 43-48, sf: 112-113, Ağustos 1990-Ocak 1991, Ankara. - Maykop Adige Xase Genel Sekreteri Khuyekhue Asfar Derneğimizi Ziyaret Etti, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:4 Sayı 43-48, sf: 118, Ağustos 1990-Ocak 1991, Ankara. - Söyleşiler, Kaf Dağı Dergisi, Yıl:5, Sayı: 49-50, sf: 27-29, Nisan-Mayıs 1991, Ankara.

[47] Nalçik Rodina Derneği’nin 1989 yılında başkanı Cılahsten Yefendi’dir (Yefendi Kosta). yirmibeş sene Kabardey Balkar ÖSSC Kültür Bakanlığı yaptıktan sonra Nalçik Rodina Şubesi’nin başkanlığına atanmıştır. Uluslararası Çerkes Derneği’nin de (DÇB) kurucularındandır. Nalçik Rodina Şubesi’nin bu yıllardaki yönetim kurulu üyelerinden tespit edebildiklerimiz ise şunlardır. Sekreter: Kozoka Tole, Üye: Bidanuko Nihat. Aynı yılda Grozni Rodina şubesinin sekreteri de Mecit İsayev’dir. Daha geniş bilgi için bkz: Kaf Dağı Dergisi, Sayı 31-32, sf: 30-31-46, Ağustos-Eylül 1989.

[48] Muhaceretin 125. Yılında Atayurt Kuzey Kafkasya’dan Gezi İzlenimleri, Huvaj Fahri-Jaji Suzan-Tlişe Süleyman, Kaf Dağı Dergisi, Sayı 31-32, sf: 44, Ağustos-Eylül 1989.

[49] “Rodina” Temsilcileri Türkiye’deydi, Kafdağı Dergisi, Sayı :43-48, sf: 111-112, Ağustos 1990-Ocak 1991, Ankara.

[50] Uluslararası Çerkes Birliği (Dünya Çerkes Birliği), 19-20 Mayıs 1991 tarihlerinde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik(Psıguven)’de toplanan I. Dünya Çerkes Kongresi’nde kurulur. Örgütün iki dönem başkanlığını yapan Boris Akbaş, DÇB fikrinin nasıl oluştuğunu anlatırken, Fethi Recep (Hollanda Çerkes Derneği), İhsan Saleh (Almanya Çerkes Derneği), Zaure Naloeva (Nalçik Adige Derneği), Anatoli Kadzokove (Nalçik Rodina Derneği), Cilahstan Efendiev'i (Nalçik Rodina Derneği), kurucu öncüler olarak tanıtır, teşekkür eder ve ekler “ Birliğin temel fikirlerini atan onlardır. 1989 yılında Hollanda'daki görüşmeleri, ileride yapılacak de­ğişiklik ve eklere rağmen temel prensipleri ile günümüze kadar muhafaza edilen UÇB Tüzüğünün kabul edilmesine imkan hazır­lamıştır.” (IV UÇB Kongresine sunulan Çalışma Raporu, Boris Akbaşev, Çerkes Dünyası (UÇB Dergisi), Yaz 98, Sayı : 2, sf: 4-5.)

[51] UÇD(DÇB)’nin kuruluşundan itibaren içinde barınmaya çabalayan milli kadrolar, 1991-1999 yılları arasında bölge konjonktürünün sağladığı görece özgür ortam sayesinde (Rusya-Çeçenya Savaşı ve benzeri direniş çabalarının baskısı) Adige halkı adına artı değer üretmeye çaba göstermişlerdir. Fakat 2000 yılının başında Kuzey Kafkasya bölgesini ölçüsüz askeri güç ile stabilize eden Rusya liderliği milliyetçi akımlara gösterdiği müsamahayı sona erdirmiş ve UÇD(DÇB)’nin 28-29 Temmuz 2000’deki V. Kongresi’nde tüm milliyetçi gruplar tasfiye edilmiştir.

© KKC 100. Yıl