KUZEY KAFKASYA CUMHURİYETİ’NİN 75.YILDÖNÜMÜ [1]
Sefer Ersin BERZEG
Yetmiş beş yıl önce bugün “Milletler Hapishanesi” Çarlık Rusyasının ani çöküşünden yararlanan Kafkas halkları, bağımsızlıklarını ilan ederek birleşik “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”ni ilan etmişlerdi. Aynı günlerde Kafkasya’nın güneyinde oluşan Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetleri de Kuzey Kafkasya’yı izleyerek bağımsızlıklarını ilan ettiler.
11 Mayıs 1918’de ilan edilen ve hukuki dayanağı 1917 Mayısında Terekkale’de toplanan “Kuzey Kafkasya Halkları Kurultayı” olan bu cumhuriyet; tüm Adigeleri, Abhazlar’ı, Tavlu’ları, Osetler’i, Vaynakhlar’ı ve Dağıstan halklarını içine alıyordu. “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”nin kuruluşuna ve savunmasına tüm bu halklarımızın yanında, sürgünde bulunan Kafkasyalılar da çok aktif bir şekilde katılmışlardı. Kafkasya’nın yüzlerce yıllık özgürlük savaşımının ve özlemlerinin somut sonucu olan 11 Mayıs 1918 gününün, halkımızın en büyük ulusal günü ve Kafkasya birliğinin sembolü olarak yaşatılması gerekir.
1918-20 yılları Kuzey Kafkasyalıların “Beyaz” ve “Kızıl” Rus ordularına karşı vermek zorunda kaldıkları silahlı ve özverili mücadelelerle dolu olarak geçti. Rusya tarafından ancak 1921 yılında tekrar ve silah zoruyla ele geçirilen “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”nin toprakları, Gorskaya (Dağlı) ve Dağıstan adlarını taşıyan iki “özerk” cumhuriyete bölündü. Bu arada Osetya topraklarının güney bölümü ile Abhazya fiilen Gürcistan SSCY ‘e verilmiş, Dağıstan’la, politik ve kültürel bir bütün oluşturmakta olan Kuba ve Zakatala yöreleri Azerbaycan SSCY bırakılmıştı. Daha sonra Gorskaya ( Dağlı) Özerk Cumhuriyeti de küçük parçalara bölünerek şekilden şekile sokuldu. İşin en ilginç yönü ise tüm bu şarlatanlıkların “ Marksist demokrasi” adına “halkların kendi arzularına uygun olarak”(?) yapılmakta oluşuydu. Kafkasya’nın birlik ve bütünlüğü, diktatör Stalin ve hempaları tarafından oluşturulan milliyet teorisini ve ekonomik gerçeklere uymamaktaydı. Gerçi bir “Kuzey Kafkasya Askeri Bölgesi”, “Kuzey Kafkasya Ekonomik Bölgesi”, “Kuzey Kafkasya Demiryolları Yönetimi” vs. vardı. Fakat Kuzey Kafkasya halklarının politik ve yönetimsel olarak bir araya gelmelerine hiçbir şekilde olanak tanınmıyordu.
Kafkasya’nın “burjuva” ve “milliyetçi” aydınları zaten iç savaş ve işgal yıllarında katledilmiş veya yurtdışına sürülmüşlerdi. Ülkenin sovyetize edilerek yeniden Rusya’ya ilhakına alet olan az sayıdaki sol aydınların çoğu da Stalin terörünün doruğa çıktığı 1930’lu yıllarda benzer gerekçelerle temizlendiler. Kafkasya’daki özerk yöre ve cumhuriyetlerin yönetimi bütünüyle Moskova’nın ve onun emirleri dışında bir fikir üretmeyi aklına bile getirmeyecek nitelikte olan yerli “aparatçik” lerin elinde kaldı.
Komünist Sistemi kurma ve Sovyet insanı yetiştirme uğruna Kafkasya’nın o güzelim insancıl kültür yapısı yıllar boyunca en kaba yöntemlerle tahrip edildi. Kafkasya toprakları Çarlık dönemindekinden çok daha yoğun ve bilinçli bir şekilde yabancı halkların kolonizasyonuna açıldı. Kitlesel sürgün ve imhalarla Kafkasya halkları binlerce yıllık öz vatanlarında küçük ve birbirinden kopuk azınlıklar haline getirildiler.
Çarlığın baskıcı askeri yönetimi altında ezilirken bile sürgündeki kardeşleriyle ilişkilerini koruyabilmiş bulunan Kafkasya insanı, bu dönemde yurtdışındaki en yakın akrabaları ile mektuplaşma olanağını bile kaybetti. Kafkasyalılar, tüm SSCB’yi kaplayan baskıları ve yalan kampanyalarını diğer Sovyet halklarından çok daha yoğun bir biçimde yaşadılar. Zaman zaman oluşan direnme hareketleri ise en acımasız yöntemlerle bastırıldı. Çarlık emperyalizmine karşı yüzyıl süren benzersiz bir bağımsızlık savaşı vermiş olan insanlarımıza, Sovyet “bilim” adamları tarafından “dört yüz yıl önce kendi istekleriyle ve seve seve Rusya’ya katılmış oldukları’’ (?) bile öğretildi. Bu dönemin halkımıza “ilericilik” adına getirdiği en büyük yenilikler, kendi tarihine ve kökenine yabancılaştırılma, din ve milliyet duygularının tahrip edilmesi, alkolizm ve fuhuşun Kafkasya’ya girmesi ve halklarımızın bir kez daha kitlesel şekilde sürgün ve imha edilmeleri oldu.
Aradan yetmişbeş yıl geçtikten ve bu “şer imparatorluğu” kendi kendine devrilip gittikten sonra, bugün Kafkasya halkları yeniden yol ayrımında bulunuyorlar. Glasnost ve Perestroyka dönemini izleyen nisbi yumuşamadan yararlanan insanlarımız, Sovyet döneminden de çok ötede, Kafkas-Rus savaşlarına ve sürgünlere dayanan ve hala kanamakta olan yaralarını sarmaya, ülkelerinde toplanıp bütünleşmeye çalışıyorlar.
Bu konuda dün olduğu gibi bugün de gurbetteki Kafkasyalılara önemli görevler düşmektedir. Türkiye, Ürdün, Suriye ve İsrail'den anayurda dönerek orada kökleşmeye çalışanlar, tüm olumsuzluklara karşın onurla direnen Abhazya’mızda özgürlük ve Kafkasya birliği için can veren Sıba Efkan, Kozba Vedat, Argun Zafer gibi gençlerimiz, Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun çağrısına uyarak Kafkasya Cumhuriyetlerinden Ahbazya'ya koşan can veren sakat kalan kardeşlerimiz bu görevi vaktinde kavrayarak gereğini yerine getiren insanlarımızdan sadece bir kısmıdır. Kafkasya onları hiçbir zaman unutmayacaktır.
Ve Kafkasya’mız bugün bir kez daha savaşın içindedir. Bu savaş sadece Abhazya yöresindeki sıcak savaşla sınırlı değildir. Kafkasya tüm organları ve tüm hücreleriyle titreyerek kendine dönmeye, birleşmeye, o eski mağrur ve güzel Kafkasya’mız olmaya çalışmaktadır. Bu mücadelede her insanımıza ihtiyacımız, her insanımıza verilecek şu veya bu şekilde görevlerimiz vardır. Bu mücadeleye emeğini, parasını, ya da kişisel gücünü katmayan insanlarımızı ise öyle sanıyoruz ki ne tarih, ne anayurt ve ne de kendi çocukları asla affetmeyeceklerdir.
[1] Berzeg Sefer Ersin, “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti”nin Yetmişbeşinci Yıldönümü (11 Mayıs 1993). Kafkasya Gerçeği, Sayı :12, s:1-2, Nisan 1993, Samsun
