ÜZÜLMEYİN, CELLADINIZ ASLINDA SİZİ SEVİYOR (!)
Tumturaklı girişlere, sözlere vesaireye gerek yok.
Aslında meselenin çarpıcılığı karşısında buna, yazarın sabrı da yok.
Sadece küçük bir örnek dile getireyim. Farz edin ki Kurtuluş Savaşı yenilgiyle sonuçlanmış olsun ve adı Lazarev olan bir Yunan generali yağma ve tecavüz dahil aklınıza gelebilecek her türlü aşağılık davranışla Sakarya[1]’yı işgal ederek köylerini kılıçtan geçirmiş, küçücük bir azınlık dışında tüm halkını sürmüş ve yerine de kendi halkını doldurmuş olsun. Bu yenilginin ardından şehrin binlerce yıllık adı Lazarevski olarak değiştirilmiş ve Gar meydanına da Lazarev’in büstü dikilmiş olsun. Bu soykırımdan kurtulan bir avuç Sakaryalının torunlarının Allah’ın her günü atalarını doğramış bir katilin ve onun yapıp ettiklerinin yüceltilmesine şahitlik ettiğini, büstünün önünden geçtiğini, her adreslerini yazdıklarında, söylediklerinde bu katilin adını andıklarını düşünün.
Bunun yanında, bu durumun sadece Sakarya için geçerli olmadığını, yakındaki tüm şehirlerde irili ufaklı pek çok örnekle soykırım günlerinin hatıralarının canlı tutulmaya çalışıldığını da düşünün. Mesela topraklarını koruyan İzmitlilerin kafataslarından koleksiyon yapmakla ünlü bir başka generalin büstünün de İzmit’te dikili olduğunu, soykırımla birlikte sonradan yerleşenlerin torunlarının bu büstün önünde hatıra fotoğrafı çektirdiklerini veya Düzce’ye artık Düzce değil de, Düzcelilerin ırzına geçip, halkını yediden yetmişe doğrayan bir askeri birliğin adı olarak, mesela Apşeronski dendiğini hayal edin.
Sizce bunu niye yapıyorlar?
Neden Allah’ın her günü, canına okudukları bir halkın torunlarına nesiller öncesini hatırlatarak, atalarının katillerini yüceltiyor, övüyor ve anılarını yaşatıyorlar?
Neden Lazarev’in doğduğu şehirde onun adını yaşatacak tek bir levha dahi yokken, soykırım yaptığı topraklarda adına bir şehir, bir sokak ve büst var?
Lazarev’in adının yaşatıldığı yer Sakarya değil. Tarih boyunca Çerkes[2] (Adige-Şapsığ) toprağı olmuş olan Psışuape.

Şapsığ topraklarındaki tarihi adıyla Psışuape olan Lazarevski tren garında yer alan General Lazarev’in büstü
Yukarıda dile getirdiğim örnekten de anlaşılacağı gibi Lazarev, her rengiyle, rejimiyle Kafkasyalılara cellat olma istikrarını göstermiş merkezi Rus iktidarının sömürgeci politikalarının vatanımızdaki tek sembolik işareti değil.
Tarihi Adigabze adıyla Kaleşkur olan Krasnodar bölgesinde Lazarev gibi daha pek çok yerleşim birimi soykırımcı generallerin adını taşıyor: Golovin, Zass, Osipov, Geyman, Rayevski ve benzerleri…
Ya da yine Kafkasyalıların topraklarına bu generallerin yönettiği askeri alayların adı konmuş; Mingrelski, Apşeronski, Navaginski, Erivanski gibi…
Tarihi adları Guaye, Melfey ve Khops olan Adige köylerine ise Çar 2. Nikola’nın çocuklarının adları verilmiş.
Çar demişken…
Bugün halen Şapsığların yaşadığı Krasno-Aleksandrovski ilçesi de, 21 Mayıs 1864’le sembolleşen soykırımın başındaki 2. Aleksandr'ın adını taşıyor. Yine çarın büstü de tabi ki "imzasını" attığı Soçi'de yükseliyor.
Ayrıca Kafkasya’nın pek çok şehrinde merhametsizlikleriyle ünlü Rus generallerin büstleri, heykelleri de yer alıyor. Hatta öyle ki, 2008’de Minvodi’ye dikilen Yermolov anıtı için Rus yanlısı Çeçen hükümetinin bir bakanı olan Saraliev dahi isyan etmiş ve “Anıt, kendilerini Yermolov’un soykırım politikasının kurbanı olarak gören Kafkas halkları için hakarettir” demişti. Yermolov’un bir başka anıtı da iki yıl sonra 2010 yılında Pyatigorsk şehrine dikildi. Geçtiğimiz yıl da, Adigelerin Jane boyunu yok etmesiyle ünlü General Suvarov’un Rusya genelindeki bilmem kaçıncı heykeli de, merkezi Rus iktidarı-zihniyeti için tabi ki olması gereken yere, Maykop’a armağan edildi.

“Bir ulus olarak Çeçenler ıslaha değil, yok edilmeye tabidir”
"Adımın yarattığı terörün, sınırlarımızı surlardan daha iyi koruyabileceğini ümit ediyorum"
Yermolov
Öldürdüğü Kafkasyalıların kafataslarından koleksiyon yapmasıyla ve bir kısmını karargahının önünde kazıklara geçirmesiyle ünlü General Zass da adı ebedileştirilenlerden:

General Zass’ın büstü adeta manevi bir uğrak yeri

1840 yılında “Rus silahının şanı için ölen” Osipov adına yapılan anıt
1840 yılında Mihaylovski kalesine Çerkes savaşçılar tarafından yapılan bir saldırıda cephaneliği havaya uçurarak kendisiyle beraber çok sayıda Çerkes savaşçının şehit düşmesine sebep olmuş olan Osipov’un hem adı Tuapse’de bir yerleşim yerine verilerek yaşatılıyor, hem de hatırası için üzerinde “Rus silahının şanı için öldüğü” yazan bir anıt dikili.
Rus silahının şanı…
Çerkesya’daki Hodz vadisinden Çeçenistan’daki Samaşki pazar yerine kadar şahidiz biz o silahın şanına (!)…

2017 yılında Moskova metrosu vagonundan bir kare: "Eğil Kafkasya, Yermolov geliyor!"
Ve Mihail Romanov… 1862 yılından itibaren Rusya’nın Kafkasya valisi olarak görev yaptı. “Görev yaptı” şu demek: Yüz yılı aşkın süre devam eden soykırımın bir başka yüzü olan sürgün politikalarının da arkasındaki isim… Sahillere vuran binlerce cansız Kafkasyalının başta gelen faillerinden. 21 Mayıs 1864’te tarihi Apsua toprağı olan Kbaada’da (Gubaadu) askeri tören düzenleyip “ele geçirilen bu yeni toprakların artık bir Rus toprağı olduğunu, yerli halk olan 'Dağlıların' ise, bir daha geri dönmemek üzere Rusya dışına, Türkiye'ye gönderildiğini, bu yerlere Rusların yerleştirileceğini” ilan eden katil… Büstü 2010 yılından beri Maykop’u süslüyor(!)

Bu örnekleri daha sayfalarca sayabiliriz ama bu kadarının yeterli olduğunu düşünüyorum.
Yaklaşık on yıl önce “Zihnin İşgali” başlıklı bir yazıda dile getirmiştim bu örnekleri. Sonrasında da “Zihnin İşgalinde Bir Perde Daha” yazısında bu kez 21 Mayısların içinin boşaltılması ve dönüştürülmesi girişimlerini anlatmıştım.
“Ümitsizliğin ve dağılmışlığın üzerine; “Büyük ve Birleşik Rusya’nın ali menfaatlerine ve pek tabi ki bu yüce aşkın (!) bedeli kişisel kazanımların bekasına uygun olarak tasarlanmış, varlık sebebi ve tarihsel duruşu tarumar olmuş bir yığın inşa etmek adına, geçmişimize ait zihnimizde uyanan her bir kelimeyi, kalplerimize uzanan her bir izi, yenisiyle değiştirme yöntemidir zihnin işgali.” Zihnin İşgali, 2008 Kafkasya Forumu Dergisi
Büstler, heykeller yerinde duruyor. 2008 yılından sonra da yenileri dikilmeye devam etti. Çeçen topraklarına, son yirmi yılda insanları çıldırtan katliamlar saçan Rus liderlerin isimleri verilmeye devam ediyor. Romanovların, Suvorovların, Aleksandrların yeni versiyonu… Saçma sapan tarihi tezlerle saptırılan ve Adige milliyetçiliğine kurban edilen Soçi olimpiyatlarına muhalefet gibi daha baştan yenilgisini ilan eden (sal)aktivist[3] rezil oluşlar yerine, Rus iktidarının topraklarımıza vurduğu bu soykırım mühürlerine karşı nedense örgütlü bir karşı duruş da gerçekleştirilemedi.
Dönemin ruhuna ve imkanlarına uygun karşılığı doksanların başında Kafkas Halkları Konfederasyonu liderlerinden Abhazya şehidi Çerkes (Kabardey) Navurjan İbrahim vermişti, Nalçik meydanındaki üzerinde “İlelebet Rusya’yla” yazan Maria heykelini bombalayarak. Keşke artık bu dönemin ruhuna uygun olarak da sivil, örgütlü ve sonuç almaya odaklı/niyetli bir hareket suratımıza onlarca yıldır savrulan bu hakaretlere karşı yok sayılan, aşağılanan tarihsel onurumuzu savunabilse ve bu lekenin temizlenmesi için onlarca yıllık derin bir ahlaki temele sahip öfkeyi örgütleyebilse…
Bu arada bir de üstüne 21 Mayısların resmi tatil günü olmaktan çıkarılacağı, zaten değişen biçiminin yanında içeriğinin de değişeceği konuşuluyor. Bir kez daha. Yeniden. Tabi adamlarda fikr-i takip de var. 450. Yıl meselesini hatırlayın…
Daha önce, Rusya’ya karşı ebedi düşmanlığın, geçmişte takılıp (?) kalmanın zararları kazaklaştırılmış Kafkasyalılarca milyonlarca kez dile getirildi, bu süreçlerde de mutlaka tekrar piyasaya sürülecektir. Adettendir.
Yurdumuzu işgal edenlerin son çekildiğimiz toprak parçası olan tarih şuurumuzu, zihnimizi de işgal peşinde olduklarını, midelerimizi genişlete genişlete sinir uçlarımızı felç etmeye niyetli olduklarını hatırlayın. Kafkasya’nın dört bir yanına dikilen “geçmişin geçmişte kalmadığını vaaz eden” o anıtları hatırlayın. Rusya’nın işi daha bitmedi. Hala nefes alıyoruz.
Ebedi düşmanlık kimseye bir şey kazandırmaz; evet, ama ebedi aptallık da öyle.
• • •
Aslında bu sayıdaki yazım burada bitiyordu ama geçtiğimiz 8 Kasım'da Abhaz Dernekleri Federasyonunun yeni başkanını, falanını filanını seçtiği organizasyonunda yine bir mide bulandıran küçük sinek örneğiyle karşılaştığımız için, içimiz rahat etmedi, not düşelim dedik.
Arkadaşların sicil gibi bir kaygıları yok. Fosseptik çukuruna dönmüş kişisel ve kurumsal sicillerine bir yenisini daha alkışlarla eklediler.
Yapılan bir konuşmada kurulan cümle aynen şudur; "Rusya bağımsızlığımızı tanıdı, Rusya, Putin, Medvedev... Size kurban olurum!"
Bilmeseniz, görmemiş olsanız, duymamış olsanız, son 20 yılı bir mağarada geçirmiş olsanız, hüsnü zanda bulunur başka bir dil kurardım. Ama yok... Bu memlekette masaya masa denir.
Normalleştirmeye çalıştığınız, söylenebilir, konuşulabilir, alkışlanabilir kılmaya çalıştığınız ne varsa suratınıza tokat gibi çarpılacak. Bu toplumun sinir uçlarını felç ederek sindirtmeye çalıştığınız ne varsa üstünüze kusulacak. Bizim midelerimiz, sizinkiler gibi alabildiğine geniş değil. Bir haysiyetimiz, şerefimiz var.
Kurban olurum diye kalpten, manen duyarak, hissederek müteşekkir olduğunuz Rusya, Putin, Medvedev 42 bini çocuk 250 bin Çeçen'in katilidir. Filtrasyon kamplarında, Çernokozovo'da, Hankala'da çıldırtan işkencelere maruz bırakılan, çoluk çocuk, kadın erkek, genç yaşlı sırf ruhlarını kırmak için ırzına geçilen sayısız kurbanın hayatlarını, nesillerini karartanlardır. Kabardey-Balkar'da marjinalleştirmek için Müslüman Adige gençlerini olmadık işkencelerle devlet binalarından aşağıya atan, kaybeden, ölülerini yakan devlettir. Kalplerindeki insanlığın milyonda birine sahip olmadığınız, ateist ya da Hıristiyan aktivistleri, gazetecileri zehirleyip, kurşunlayıp öldürenlerdir. Hepinizi üst üste koysak kesip attığı tırnağı olamayacağınız Gendergnoy Medet'i bu halktan koparıp alanlardır.
https://www.youtube.com/watch?v=2hssy6EOwrM
Bu video bizzat sizin kurban olduklarınızın köpekleri tarafından çekildi. Orada izleyeceğiniz, hani 2. Dünya Savaşı'nda toplama kamplarındaki Yahudilere döndürülmüş kurbanlar da bizim kardeşlerimizdir. Sizler bu cürümün, bu insanlık suçunun, bu soykırımın faillerine kurban olayım size diyorsunuz, karşınızda oturanlar da hararetle alkışlıyor.
Allah kimseyi şerefinden ayırmasın. Ne dehşet bir manzara!
Utanmıyor musunuz?
Hiç mi yüzünüz kızarmıyor?
Bırakın Abaza olmayı falan, siz nasıl insanız diye geziyorsunuz?
Siz insan mısınız?
Şimdi sakın adetlerin arkasına sığınıp oradan kendinizi savunmaya kalkmayın. Bizden önce doğmuş olmanız, sizden de önce doğan binlerce masumun kanını akıtanlara hizmet ettiğiniz an hükmünü yitirmiştir.
Binlerce kere yazıp çizdik, Gürcü yetkililerin yüzüne de söyledik, "Abhazya Devleti'ni Rusya'ya iten, bu duruma getiren sizsiniz, Gürcistan Devleti'dir" diye. Kahredici bir reel politik analizi değil sizin durumunuz. Siz şapka isteyene kelle götürenlersiniz. Siz kalbinizle, aklınızla, ölmüş de gömeni olmayan insanlığınızla düşmanın safındasınız. Öyleyse onlar için dileğimiz neyse, sizin için de geçerlidir.
Bilginize...
Murat Atrışba
Ekim 2015
[1] Bu yazı 2015 yılında Sakarya Kafkas Kültür Derneği Dergisi için yazılmış, yayınlanmamış ve Mızağe için güncellenmiştir.
[2] Çerkes ismi Adige halkını işaret eder şekilde kullanılmıştır. Tarihi ve güncel gerçeklere en uygun tanımın da bu olduğunu düşünmekteyim.
[3] Slack (laçka/tembel) ve activist kelimelerinin birleşiminden oluşan kelime, insanların kendilerini iyi hissetmek, kişisel olarak bir şey yapmış olma tatminlerini sağlamak amacıyla yaptıkları pasif eylemcilik hareketleri için kullanılır.
